Toplumsal Barış ve Uzlaşıyı Mümkün Kılmak: Rojava’nın Barış ve Uzlaşma Heyetleri
Yasin Duman

Rojava (Batı Kürdistan) siyasal, toplumsal, ekonomik ve idari örgütlenme itibariyle birçok alanda farklı yapılanma modelleriyle incelenmeye ve araştırılmaya değer bir deneyim sunmaktadır. Rojava denince akla gelen ilk çağrışım, ‘devletsiz toplumdur’ ((Devletsiz kısmı, PKK önderliğinin bir ulus-devlet veya tek başına bir devlet kurmamakla, istememekle eleştirenleri rahatsız etse de siyasi bir hareket olarak devlet istemek ne kadar haksa, istememek de o kadar haktır. Dolayısıyla bu yazı, buna dair tartışmaya girmeden özelde Rojava’daki barış ve uzlaşma heyetleri üzerinde durma amacını taşımaktadır.)) demek yanlış olmaz sanırım. Rojava örneği, onu eksiğiyle fazlasıyla bugüne kadar getirebilen siyasi akımın kendini böylesine ‘aksi’ veya ‘aykırı’ bir temele neden dayandırdığını ve bu yönde bir pratiğin nasıl mümkün olduğunu/olacağını görmek isteyenlerin kesinlikle incelemesi gerektiği bir deneyimdir. Bu yazıda bahsedilen devletsiz toplumda, toplumsal barışı inşa etmeye ve kalıcı kılmaya çalışan barış ve uzlaşma heyetleri üzerine durulacaktır.

Toplumsal barış, Ortadoğu’da var olan kaotik ortamın bir nebze olsun durdurulmasına ve sorunlara aklıselim çözümlerin getirilmesine bir fırsat niteliğindedir. Bu barışı mümkün kılmak, siyasetçilerin, yerel yöneticilerin ve seçilmişlerin ötesinde bir toplumsal kesimin çabasını gerektirmektedir. Bütün ulus devletlerde eksik olan bu toplumsal kesimin boşluğu, Rojava’nın il, ilçe, köy ve mahallelerinde kurulan halk evlerinde ve komünlerde örgütlenen barış ve uzlaşma heyetleriyle dolduruluyor. Bu heyetlerin temel amacı toplumun kendi davalarını veya sorunlarını mahkemeye gitmeden, avukata, hâkime veya savcıya gerek duymadan ((Qamişlo’da kurulan Hukuk ve Toplumsal Adalet Akademisi çalışanlarından Baran Baran’a göre, “kendi sorunlarını çözebilmesi için toplumun, yüzlerce sayfalık kitapları yıllarca üniversitelerde okuyup ezberleyen avukatlara, hâkimlere ve savcılara ihtiyacı yok. Halkın ihtiyaç duyduğu adalet o kitaplarda yazılmıyor”. (Qamişlo’da yapılan görüşme, 18 Ocak 2015).)) uzlaşma esasına göre çözebilmek. Bu heyette yer alanlar ya gönüllü insanlar ya da seçimle bu heyet içerisinde çalışmalara katılıyorlar. Gönüllü olanların çoğu Rojava’da özerk yönetimin inşasından önce zaten toplumla sıkı bir ilişki içerisinde olan, çoğu kanaat önderi ve toplumun saygı duyduğu, vicdanına ve tecrübelerine güvenilen insanlar. Halkın, kendi sorunlarını rejim mahkemelerinde aylarca beklemeden, rüşvete bulaşmadan, yolsuzlukla ve adil olmayan taraflı kararlara razı olmaya mecbur olmasındansa; toplumsal uzlaşıyı esas alıp, sorunlarını en kısa zamanda ve adil bir şekilde çözüleceğine dair olan inançları bu heyetlere başvuruyu arttıran faktörler arasında yer almaktadır. Borç, mal-mülk alım-satımı, miras davaları, aile içi (çoğu zaman kadına yönelik) şiddet gibi davalar, uzlaşma heyetlerine en fazla gelen davalar arasında. Rejim mahkemeleri hala varlığını korumakta, fakat halkın ısrarla uzlaşma heyetlerini tercih etmesinin sebebi nedir? Yüzlerce dava mahkemelere götürülmeden nasıl çözülüyor? ((Cizîre Kantonu’nun Dêrik kentinde yer alan Koçerat bölgesinde bazıları 20 yıl süren 300 dava çözüldü. Bknz. (Vastêr Mîrza, ‘Li Koçeratê 300 pirsgirêk hatin çareserkirin’, ANHA, 23 Ocak 2015, erişim 4 Şubat 2015, http://ku.hawarnewsagency.com/li-kocerate-300-pirsgirek-hatin-careserkirin/) )) Halk barış ve uzlaşma heyetinin ilkelerine, önerilerine veya kararlarına nasıl ikna oluyor? Barış ve uzlaşma heyetlerinin çalışma ilkeleri, bu sorulara büyük oranda yanıt vermektedir bu yüzden bu ilkelerden bahsetmek konuyu anlamamıza yardımcı olabilir.

Barış ve uzlaşma heyetlerinin ilkeleri

1.   Tarafları önyargısız bir şekilde dinlemek: Barış ve uzlaşma heyetleri kendilerine gelen şikâyetler üzerine tarafları halk evine davet ediyorlar. Taraflardan biri gelmez ise, barış ve uzlaşma heyeti tarafları dinlemek için mutlaka o kişiye/kişilere ulaşıyor. Bunun için gerekirse ev ziyareti yapılıyor ve uzlaşının sağlanması, çözüme ulaşılması için mutlaka tarafların şikâyetleri, talepleri ve ihtiyaçları tespit ediliyor. Bu çalışmalar esnasında uzmanlardan veya özellikle dava konusu olmuş konularda çalışan, tecrübeli kişilerden de yardım alınıyor. Örneğin kadına yönelik şiddet davalarında Yekîtiya Star ((Yekîtiya Star Rojava’da özerk yönetime katılan bütün kadın kurumlarının çatı örgütüdür.)) veya Kadın Evi’nden ((Kadın Evi, kadınların örgütlenmesi ve onların yaşadığı bireysel ve toplumsal sorunlara çözüm getirme amacıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşudur. Kimi davalar uzlaşma heyetine ve mahkemeye gitmeden önce Kadın Evi’ne yönlendiriliyor. Burada çözülmemesi halinde önce uzlaşma heyeti ardından da mahkeme devreye giriyor.)) yardım talep ediliyor. Burada kadınlara hem sosyal destek sunuluyor hem de talep ettiği durumlarda fiziksel şiddetten korunması için adımlar atılıyor.

2.   Taraflara çözüm önerileri sunmak: Heyet tarafları dinledikten ve uzman veya tecrübeli kişilerin de fikirlerini aldıktan sonra her iki tarafı da uzlaşıya ikna edecek ama aynı zamanda hiçbirinin zararına olmayacak bir çözüm önerisiyle taraflarla yeniden görüşüyor. Örneğin borç davasıyla ilgili bir kararda borcun nasıl ödeneceğine dair bir öneri sunulurken, borçlunun mevcut ekonomik koşullar gereği ödemeyi tek seferde yapamaması halinde, alacaklının taksitli ödemelere razı edilmesi, sunulan önerilerden biri.

3.   İkinci defa öneri sunmak: Taraflar sunulan önerilere razı olmazlarsa, heyet talepleri tekrar dinliyor ve ikinci defa çözüm önerisi sunmak için tarafların bulunmadığı bir odada toplanıyor. Alınan karar veya çözüm önerisi bir kez daha taraflara sunuluyor. Uzlaşma çıkmaz ise, heyet davayı Rojava Demokratik Özerk Yönetimi’nin mahkemelerine sevk ediyor. Mahkemeye gidip gitmeme kararı, tarafların inisiyatifindedir. Fakat taraflardan biri mahkemeye götürülmesinde ısrar ederse, dava mutlaka mahkemede de görülüyor ve orada alınan kararın yaptırımı gerçekleşiyor.

4.   Mahkemeye gitmeden sorunu çözmeye çalışmak: Uzlaşma heyetleri, mümkün olduğu kadar davaları mahkemeye göndermemeye çalışıyor. Bunun ise çeşitli sebepleri var. Birincisi, mahkemenin uzlaştırmadan ve her iki tarafı da ikna ve memnun edecek bir karar vermek yerine, yaptırımı esas alarak aslında ikisinin de yararına olmayan kararlar vermesine sebep olmasıdır. Örneğin aile içi şiddet davalarında eşine şiddet uygulayan erkeğin mahkemede yargılanıp tutuklanması kadın üzerindeki şiddete fiziksel olarak son verebilir fakat kadının ve erkeğin yaşadığı sorunları çözmeye yetmeyebilir. Kadına bir başkasına gerek duymadan kendi yaşamını idame edebilmesinin olanakları var olmadığı müddetçe, bu tür davaları hapis cezasıyla veya boşanmayla sonuçlandırmak, toplumda boşanma oranlarını arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Kaldı ki birçok örnekte olduğu gibi boşanınca veya erkeğe hapis cezası verildikten sonra sorunların tamamen çözüldüğünü, şiddetin son bulduğu söylemek mümkün değil. Uzlaşma heyetinin bu tür davalarda amaçladığı ise daha çok kadın üzerindeki şiddeti Kadın Evi (Mala Jinê), Yekîtiya Star, Kadın Bilim ve Eğitim Merkezi (Navenda Zanist û Perwerdehiya Jinê) ve Kadın Asayişi’nin (Asayîşa Jinê) yardımıyla sonlandırmak, sorunların çözümü için diğer toplumsal örgütlenmelerden yardım talep etmek esasına dayanmaktadır. Elbette bunun için tarafların uzlaşıya açık olması gerekmektedir, aksi takdirde bazı örneklerde olduğu gibi dava boşanmayla sonuçlanacaksa mahkemeye gönderilmektedir. ((‘Zewacên dibin pirsgirêk’ Yeni Özgür Politika, 9 Ocak 2015, erişim 4 Şubat 2015, http://www.yeniozgurpolitika.eu/index.php?rupel=nuce&id=37924. )) Diğer bütün davalarda da aynı yol izlenmektedir. Uzlaşma heyetleri en son çare olarak mahkemeleri seçmektedirler.

Bazı davalarda tarafları barıştırmak, uzlaştırmak ve çözüme ikna etmek aylar hatta yıllar alırken bazıları ise birkaç gün içerisinde çözülebiliyor. Taraflardan biri davayı mahkemeye götürmekte ısrar etmediği müddetçe barış ve uzlaşma heyetleri, davayı çözme yollarını araştırmaya devam ediyorlar. Dolayısıyla sorunlara toplumsal bir çözüm getirme arayışı uzlaşı ve barış sağlanana kadar sabırla sürdürülüyor.

Kuzey Kürdistan’da toplumsal adalet ve uzlaşıyı gerçekleştirmek

Rojava’daki toplumsal ve sivil dinamikler devletin idarî çıkmazlarından ve bürokrasisinden kurtulmak için bazı pratik öneriler sunmaktadır ve bu yönüyle Kuzey Kürdistan toplumu için de bir model olabilir. Kürt toplumu bu tür pratiklere yabancı değil. Buna benzer, özellikle aşiretler arasındaki sorunların çözümü için, çabaların var olduğunu söyleyebiliriz. Bu pratik günümüzde de devam etmektedir fakat Rojava’daki kadar etkili ve örgütlü olduğu söylenemez. Kuzey halkı, benzer uygulamaları daha ziyade kanaat önderleri, siyasi parti temsilcileri veya yerel yöneticiler aracılığıyla gerçekleştiriyor. Fakat özerklikte esas olan, Ankara’da milletvekili veya Amed’te belediye başkanı olan, tanınan birinin davaya müdahale etmesi ve tarafları ikna etmesindense, sorunun yaşandığı yerde toplumsal varlığını sürdüren insanların, toplulukların bu konuya dâhil olmaları daha kalıcı kılabilir. Burada kast edilen, farklı kesimlerin desteklerinin reddedilmesi veya anlamsız olduğu değil. Aksine uzlaşıyı kolaylaştıracak her türlü desteğin dâhil edilmesi gerekir, fakat kalıcılık adına yerelin güçlendirilmesi kaçınılmazdır ve bu uzlaşı kültürünün yerleşmesi için birinci elden deneyimlerin aktarılması daha önemlidir.

Kuzey Kürdistan’da buna benzer bir pratik sergilemek, devlete ait olan ve uzlaşmayı hiçbir zaman esas almayan mahkemelerin artık işlevsiz kılınması demektir. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da özellikle siyasi davalar, kadına yönelik şiddet ve iş cinayetleri davalarında devleti, paramiliter güçleri, kolluk kuvvetlerini, erkekleri, tecavüzcüleri, tefecileri ve yolsuzlukla suçlananları aklamaktan başka bir sorumluluğu kendisinde görmeyen mahkemelerin toplumsal barışa, uzlaşıya bir katkısı olamaz. Bu açıdan, Kuzey Kürdistan’da yapılması beklenen tıpkı Rojava’dakine benzer idari ve toplumsal örgütlenmelerin oluşturulması ve güçlü bir katılımla işlevselleştirilmesidir. Bu da DTK öncülüğünde, yerel yönetimler, belediyeler, sivil toplum kuruluşları, akademiler, gençlik ve kadın örgütleri, halk evleri, halk meclislerinin yapacağı çalışmayla gerçekleştirmek mümkündür. Şimdiye kadar öngörülen düzeyde çalışmalar gerçekleştiremeyen veya gerçekleştirilmesi devlet baskıları yüzünden engellenen bu kurumlar, bundan sonra özellikle Rojava’yı örnek alarak yeni bir yapılanmayla süregelen yetersizlikleri aşabilir. Madem devletsiz veya devletten uzak bir toplum öngörülüyor, toplumsal veya bireysel sorunların çözümünde devlete olan mecburiyet mümkün olan en kısa sürede en geniş çapta gerçekleşmeli. Sorunları ve davaları, devletin mahkemelerine götürmektense, yerelde kurulacak olan uzlaşma ve barış heyetlerini güçlendirip toplumun kendi sorunlarını çözme olanağı yaratılmalı.

Farklı toplumsal kesimleri uzlaşma ve barış heyetlerine dâhil ederek, hem farklı perspektiflerin göz önünde bulundurulur hem de kültürel farklılıkları esas alan bir sonuca ulaşılabilir. Bu aynı zamanda bu kesimleri, yıllarca dayatılan ve sınırları kalın çizgilerle çizilen uzlaşması mümkün kılınmayan aidiyetleri, kimlikleri hafifletip toplumsal yakınlaşmaya ve dayanışmaya katkı sunabilir. Bu anlamda, Rojava’yla kıyaslandığında, Kuzey Kürdistan’da Abdullah Öcalan’ın önerilerinin yeterince kavranmadığı ve pratikleştirilmediği gerçeği her geçen gün daha net bir şekilde anlaşılmaktadır. Rojava’nın buradaki en önemli avantajı, ona kendini dayatan bir rejimin var olmamasıdır. Kuzey Kürdistan’da devletin varlığı devam ediyor olsa da benzer barış ve uzlaşı pratiklerini hayata geçirmenin önünde ciddi bir engel değildir, tersine zayıflık halkın örgütlü gücünün kendi sorunlarını çözecek imkânlar dâhilinde değerlendirilememesinden kaynaklanmaktadır.

BDP’li Akdeniz Belediyesi’nin Barış Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi kurma girişimi ((Ruken Adalı, ‘Akdeniz Belediyesi’nden iki önemli adım’, Firat News, 26 Aralık 2014, erişim 4 Şubat 2015, http://firatnews.com/news/guncel/akdeniz-belediyesi-nden-iki-onemli-adim.htm.)) bu toplumsal barış ve uzlaşma çalışmalarına bir ön ayak olabilir fakat burada önemli olan mevcut hukuk ve adalet sisteminden ne kadar sıyrılıp, kendini toplumsal farklılığın, adaletin, vicdanın ve ahlakın özüne ne kadar yaklaştırabildiğidir. Uzlaşının ve barışın özneleri bir arada yaşayan ama birbirine yabancılaş(tırıl)an, düşmanlaş(tırıl)an etnik ve dini grupların üyeleridir. Bu yüzden barışa ve uzlaşıya katkı sunacak olan da yine onların algılarının bunu mümkün kılacak şekilde dönüştürülmesiyle gerçekleşebilir. PKK önderliği ile devlet heyeti arasında devam eden görüşmeler ne kadar önemli olsa da barışın ve uzlaşmanın toplumsallaşması için yeterli değildir. Buna dikkat çeken Öcalan’ın ısrarlı çağrılarına rağmen devletin, farklı toplumsal kesimleri görüşmelere dâhil etmemekte ısrarcı olması, toplumsal barışı engelleyen en önemli faktörlerden biridir. Buna benzer engeller, ancak toplumsallaşması gereken böylesi merkezlerle, barış ve uzlaşma heyetleriyle aşılabilir. Bu konuda ne kadar olumlu çalışmalar yapılırsa, toplumsal barış da o kadar geniş alanlara yayılır.