Tanıklık: 93 Digor Katliamı*
Mahmut Alınak

14 Ağustos 1993 günü Digor’dan yükselen feryatlar Ankara’yı sarsınca hemen Kars valisini aradım. Vali telefonda köylülerin Varlı (Zibini) köyü yönünden ilçe merkezine doğru yürüyüşe geçtiklerini, PKK’lilerin ateş açması üzerine güvenlik güçlerinin karşılık verdiğini ve bu çatışmalar sırasında bir kişinin öldüğünü, sekiz on kişinin de yaralandığını söyledi. Oysa Digor’dan gelen haberler valinin söylediklerinin tamamen tersiydi. Digor’lular karşılıklı bir çatışma olmadığını, özel timlerin keyfi bir şekilde kalabalığın üstüne ateş açarak onlarca kişiyi öldürdüklerini ve yüzlercesini de silahla yaraladıklarını bildiriyorlardı. Bu durumda Digor’a gidip geniş bir araştırma yapmak gerekiyordu.

Hemen bir heyet oluşturduk. Heyette Selim Sadak, Ali Yiğit ve ben görev aldık. Digor’dan bir gün sonra Malazgirt’te de olaylar oldu. Malazgirt olaylarının da incelenmesi gerekiyordu. Bize Sırrı Sakık da katılınca önce Digor’a sonra da Malazgirt’e gitmek üzere Ankara’dan yola çıktık. Milliyet gazetesinden Rezzak Oral, Hürriyet gazetesinden Mehmet Güler, Zaman gazetesinden Nihat Kılıç, İPS’ den Nadire Mater ve Finlandiya televizyonundan üç kişilik bir ekiple, uçakla Erzurum’a, oradan da karayolu ile Kars’a hareket ettik. Gece karanlığında Kars’a girdik. Erzurum’dan telefonla randevu aldığımız Kars valisi yanında emniyet müdürüyle bizi makamında bekliyordu. Tedirgin ve telaşlıydı vali. Olup bitenler hakkında doğru dürüst bilgilendirilmemiş ve her şey kendisinden saklanmıştı. Açıkça söylemese de kurduğu cümlelerden cinayetin özel timler tarafından işlendiğini anlamak mümkündü.

Emniyet Müdürü’nün sorularımıza verdiği cevaplar çelişkilerle doluydu. Saldırıyı PKK’ye yıkıyordu. “PKK ateş etti, güvenlik güçleri de karşılık verdi.” diyerek devlet güçlerine toz kondurmuyordu. Vali ve emniyet müdürüyle görüşmemiz yaklaşık iki saat sürdü. Valinin odasından cevaplanmamış pek çok soruyla çıktık.

O gece Kars’ta kaldık. Sabah Kars Devlet Hastanesi’nde yatan yaralıları ziyaret ettik. Hastane tıklım tıklım hasta doluydu. Hastaların hepsi kurşunla yaralanmıştı. Polis hastanede bize adeta nefes aldırmıyordu. Her adımımızı, her saniyemizi kameraya alıyorlardı. Ağır yaralı hastalar polis kameraları altında bizimle çekingence konuşuyorlardı. Güvenlik gerekçesiyle yapıldığı söylenen bu çekimlerin insanları korkutma ve gözdağı verme amacı taşıdığı açıktı.

Hastaneden çıktıktan sonra polisin nefesini yine ensemizde hissederek Digor’a gittik. Digor ölüm sessizliği içindeydi. İnsanlar dükkânların camekânlarından korku dolu gözlerle bize bakıyorlardı. Ben Şırnak milletvekiliydim, ama Digor’luydum. Digor’luların yanımıza gelmek istediklerini biliyordum, ama gelmeye çekiniyorlardı. Bir dehşet havası çöreklenmişti şehrin üstüne.

Polis kameraları Digor kaymakamının makam odasında da çalıştı. Kaymakamın odasını işgal eden polisler kaymakama bile güvenmiyor ve onunla yaptığımız görüşmeyi de kameraya kaydediyorlardı. Biz şiddetle buna karşı çıktık. Polislerle gergin tartışmalarımız oldu. Kaymakam çaresizlik içindeydi, göz göre göre polislerden korkuyordu. Kaybolmuş bir hali vardı, polisleri odasından dışarı çıkaramıyordu. Kaymakamdan ümidimizi kesince valiyi aradık. Kamera çekimleri ancak valinin müdahalesi ile durdurulabildi. Polisler çekimi durdurdular ama yine de dışarı çıkmadılar.

Kaymakamla görüşmemiz bittikten sonra katliamın yapıldığı yere ve köylere gittik. Emniyet müdürü PKK’nin ölümlerin olduğu yerin arkasındaki yüksek bir tepeden ateş ettiğini söylüyordu. Bu durumda PKK’nin devlet güçlerinin içinden ateş açmış olması gerekirdi. Çünkü tanıklar tepenin devlet güçlerince kuşatıldığını ve o bölgede kuş dahi uçurtulmadığını söylüyorlardı.  PKK’nin devlet güçleri içinden ateş açması mümkün olmadığına göre, fail belliydi. Ayrıca emniyet müdürünün iddia ettiği şekilde PKK’nin ateş açması ve devlet güçleri ile PKK arasında silahlı bir çatışmanın patlak vermesi halinde, devlet güçlerinden ve PKK’den ölen ya da yaralananların olması gerekirdi. Oysaki ne PKK’den, ne de devlet güçlerinden ölü ya da yaralı vardı. Bu çelişkiyi sorduğumuz Kars valisi ve emniyet müdürü, herhangi bir açıklamada bulunamamışlardı. Gazetecilerin önünde görüştüğümüz yüzlerce görgü tanığı ve mağdurlar, gerek topluluğun içinden ve gerekse devlet güçlerinin kontrol ettikleri alanın dışındaki başka bir yerden kesinlikle ateş edilmediğini söylüyorlardı. Herkes, özel timlerin mevzilendikleri yerden önce silahla bir el ateş edildiğini, arkasından da özel timlerin topluluğa hedef gözeterek ateş ettiklerini söylüyordu. Devlet güçleri ile PKK arasında herhangi bir çatışmanın olmadığı ısrarla vurgulanıyordu. Suçun failleri ortadaydı. Bu toplu katliamı gerçekleştirenler devlet güçleriydi. Digor’dan köylere hareket edeceğimiz sırada, bir özel tim, “Daha çok fatiha okuyacaksınız’ diyerek bize ve halka meydan okumuştu. “Şırnak’ta emniyet müdürlüğünü basarız. O da olmazsa, Meclis’i basar, Meclis’ten kelle alırız” diyen bir özel timin sözleri sürüp giden barbarlığı çok iyi anlatıyordu. Bazı yaralılar, özel timlerin olaydan sonra dipçiklerle kendilerini öldürmeye kalkıştıklarını, ancak askerlerin müdahalesiyle öldürülmekten kurtulduklarını söylüyorlardı. Tanıklar, yürüyüş sırasında topluluk içinden tek bir slogan dahi atılmadığını söylüyorlardı.

Halkın önyargılı olduğu, bu nedenle devlet güçlerine iftira ettiği söylenebilir. Böyle olsaydı, askerlerin de ateş açtıklarını ileri sürerlerdi. Bütün görgü tanıkları Digor kaymakamının Yemençayır ve Ekrek köyü yönünden gelen yürüyüşçüleri ikna ederek geri döndürdüğünü ve böylece daha da büyük bir katliamı engellediğini belirtiyorlardı. Halk ve görgü tanıkları, katiller kimse onları işaret ediyorlardı.

Ölü ve yaralılar Zibini, Zixçî, Mewreg, Nexwşan, Kızılkule, Püfik, Başköy ve Baceli köylerindendi. Bazı yaralılar cezaevine atılma endişesi nedeniyle hastanelere başvurmamış, evlerinde tedavi olmaya çalışmışlardı. Birçok ölü ve yaralı ibret olsun diye ayaklarından panzere bağlanarak şehre getirilmişlerdi. Digor halkı duygularını, “Bizim yaşadıklarımız ne Bosna-Hersek’te, ne de dünyanın başka bir yerinde yaşanmamıştır” sözleri ile dile getiriyordu. Yürüyüşe katılan ve katliamı sıcağı sıcağına yaşayanlar, ‘Dört bine yakın insanın toplanmasına bilinçli olarak göz yumuldu. İstenseydi bazı yol kavşaklarında önlem alınarak, bu kadar insanın bir araya gelmesi engellenebilirdi. Üstelik bir ikaz ya da uyarı ateşi yapılmış olsaydı geri dönerdik’ diyerek, plânlı bir katliam ile karşı karşıya kaldıklarına dikkat çekiyorlardı.

Digor’daki incelemelerimizi tamamladıktan sonra Malazgirt’e geçtik. Katliam yıllarıydı, Malazgirt’te de katliam yapılmıştı. Ankara’ya döndükten sonra hazırladığımız 23 Ağustos 1993 tarihli ayrıntılı bir raporu Meclis Başkanlığına, Başbakanlığa, Adalet Bakanlığına ve birçok kuruluşa gönderdik. Çabalarımız işe yaradı, özel timler hakkında Kars Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı. Yargılama yıllarca sürdü, beklendiği gibi katil özel timler bir tek gün bile ceza almadan dava dosyası kapatıldı. AİHM Türkiye’yi mahkûm etti, tazminat ödenmesine karar verdi. Hangi para ölenleri geri getirir ki…

* Bu yazısı Toplum ve Kuram: Lêkolîn û Xebatên Kurdî Dergisi 9. sayısının dosya konusu olan 90larda Savaş sayısında, Tanıklıklar bölümü altında yayınllanmıştır.