Okul boykotu: Eğitime evet, asimilasyona hayır
Şerif Derince

Okullar açılıyor. Farklı sosyal, sınıfsal ve kültürel özelliklere sahip milyonlarca kız ve erkek çocuğu, kendi yöntem ve önceliklerine göre kendi kendini eğittiği gündelik hayatın okulunu bir kenara bırakacak; orta sınıf değerlerini esas alan, tek dili, mezhebi ve kimliği yücelten ve binbir yamaya rağmen hala son derece cinsiyetçi bir eğitimin yüz yıldır kök saldığı devlet okullarına başlayacak, başlamak zorunda kalacak. Türkiye toplumunun büyük bir kısmı, eğitimin mevcut halinden rahatsız. Kendi durduğu yerden eleştirilerini dile getiriyor. Ancak buna rağmen, Kürt Özgürlük Hareketi dışında bu eleştirileri örgütleyerek toplumsal baskı oluşturabilen başka taraf ortaya çıkabilmiş değil.

Bilindiği üzere 2008 yılından beridir Özgürlük Hareketi, eğitim-öğretimin başladığı ilk hafta aileleri, okulları boykot ederek çocuklarını okula göndermemeye çağırıyor. Boykot, daha çok Kürtçe’nin resmi olarak tanınması ve eğitim dili olarak kullanılması talebiyle gerekçelendiriliyor. Etkileri itibariyle okul boykotu iki işlev görüyor. Birincisi, bu alandaki devlet politikalarının barındırdığı eşitsizlik ve ayrımcılık ifşa edilerek bu politikalardan vazgeçilmesi için baskı oluşturmak; ikincisi de halk arasında dil bilincini artırmak ve bu sayede var olan örgütlülüğü daha üst düzeye taşımak. Bir eylem biçimi olarak okul boykotlarının yarattığı sonuçlara bakıldığında, belli oranda amacına ulaştığı görülmektedir.

Bazı deneyimler

Farklı ülke örneklerine bakıldığında, okul boykotlarının farklı gerekçeleri ve talepleri olabilmektedir. Örneğin Amerika’da özellikle siyahlara karşı ırkçı politika ve pratiklerden dolayı çeşitli okul boykotları gerçekleştirilmiş; yine Amerika’da görece daha dindar Hristiyan aileler çocuklarının kendi inançları doğrultusunda yetişmesi için okulları boykot etmiş ve okula göndermemiş. Hindistan’da okulda kız öğrencilere yönelik tecavüz olaylarından dolayı okullar boykot edilmiş. Güney Afrika’da “Apartheid” döneminde, Mandela’nın önderliğini yaptığı Ulusal Afrika Kongresi’nin çağrısıyla eğitim sistemi uzun bir süre boyunca ırkçı ve ayrımcı olduğu gerekçesiyle boykot edilmiş. Galler’de özellikle üniversite öğrencilerinin başını çektiği geniş bir kitlenin Galce’nin tanınması için yaptıkları eylemlerde boykot, başvurulan yöntemlerden bir tanesi olmuş. Kürtçe’nin tanınması için yapılan okul boykotları dışında, AKP döneminde eğitimin tamamen Sünnileştirilmesi ve muhafazakarlaştırılması karşısında da laik eğitim talebiyle Eğitim-Sen’in başını çektiği kısa süreli okul boykotu gerçekleştirilmiş.

Görüldüğü gibi inanç, dil, ırk, cinsiyet temelli okul boykotlarına rastlanabilmektedir. Ancak hiçbirinde, boykot sonrasında veya kısa süre içinde talep edilen dönüşümler gerçekleşmemiştir. Bunun yerine okul boykotları, daha çok dönemsel etkiler yaratmış, iktidar nezdinde bir dönüşümden çok kitleler arasında bir duyarlılık ve farkındalık yaratması açısından değerli olmuştur. Fakat yine de bazılarının diğerlerinden daha başarılı olduğu da bir gerçek. İki farklı ülke örneğine bakarak, hangi durumlarda okul boykotlarının daha başarılı sonuçlar doğurduğuna bakalım.

Seattle boykotu ve Özgür Okullar

İlk örnek, Amerika’nın Seattle şehrinde 1966 yılında yaşandı. Çoğunluğunu siyah ailelerin oluşturduğu kitle, çocuklarının gitmek zorunda olduğu okulların beyaz çocukların gittiği okullara oranla çok az ödenek aldığı ve okul müfredatının ırk temelli ayrımcılık yaptığı gerekçeleriyle iki günlük okul boykotu gerçekleştirdi. Temel talepleri, tüm çocuklar için eşit fırsatlarının olması ve ırkından dolayı çocukların ayrımcılığa uğramaması olarak ifade edilmişti. Boykot örgütlemesi öncesinde ciddi bir hazırlık yapılarak hem çalışan ebeveynlerin boykot süresince çocuklarını bırakabilecekleri mekanlar yaratmak için hem de ırkçı eğitim sistemine alternatif çok kültürlü eğitim modeli önermek için “Özgür Okullar” adı altında çeşitli merkezler hazırlandı. Bu merkezler, daha çok kiliseler ve halka ait ortak binalardı. Merkezlere bu adın verilmesinin nedeni, ülkede devam eden daha geniş ırk ayrımcılığı karşıtı mücadelenin bir parçası olarak yürütülen bir çalışma olmasıydı. Yüzlerce gönüllünün öğretmen, öğrenci, doktor, hizmet elemanı, ulaşım sorumlusu, çocuk bakıcısı ve teknik ekip olarak çalıştığı bu okullarda, eğitim müfredatı da eyalet müfredatından oldukça farklı tasarlanmıştı. Özellikle Afrika-Amerika tarihi ve sivil haklar hareketlerinin mücadeleleri, önemli dersler olarak müfredata eklendi. Boykot günü, beklenenden çok fazla öğrenci, eyalet okullarına gitmek yerine Özgür Okullar’a katılmayı tercih etmişti ve bu yüzden hazırlanan mekanlar yetersiz kaldı. Boykot sırasında okullara katılım oranı yüzde 60 civarında düştü. Üstelik boykota katılanlar sadece siyah aileler ve çocuklarla sınırlı değildi, yüzde 30’ya yakın beyaz aile de boykotu desteklemek için çocuklarını okula göndermedi. Boykota ilgi ve katılım bu denli yüksek olunca, geniş medyanın da boykotu gündemleştirmesi mümkün oldu. Sadece ülke çapında değil uluslararası medyada da, diğer eyaletlerde devam eden ırkçılık karşıtı mücadele içinde en çok ilgi gören yerlerden bir tanesi Seattle oldu. Sonuç olarak Amerikan eğitim sistemindeki ırk ayrımcılığı ortadan kaldırılamadı, ancak hem boykotun yapıldığı çevrede bir takım iyileştirmeler yaşandı hem aileler örgütlü olduklarında ne kadar güçlü olduklarını gördü hem de aynı dönemde diğer Amerikan eyaletlerinde de devam eden daha geniş ırk ayrımcılığı karşıtı mücadele genişletilmiş oldu.

Güney Afrika boykotu

İkinci örnek ise, Güney Afrika’da 1953-55 yılları arasından. Avrupalı beyaz sömürgecilerin işgali altında yaşayan Güney Afrikalı siyah aileler, örgütlü güçleri Afrika Ulusal Kongresi’nin çağrısı ile çocuklarına dayatılan ırkçı eğitimi protesto etmek amacıyla okulları boykot edeceklerini açıkladı. Bu boykota Kongre’nin kadın ve gençlik örgütlenmeleri de aktif destek verdi. Boykotun amacı, hem sömürgeci rejimin gücünü kırmak hem de alternatif bir eğitim mücadelesi başlatmaktı. Aileler sabah erken saatlerde çocuklarıyla buluşuyor, kültürel ve dini ritüellerini gerçekleştiriyor ve sonra da çocuklarının okullarına yürüyüş gerçekleştiriyordu. Buna karşın devlet, bir yandan medya üzerinde baskı uygulayarak boykotun gündemleştirilmesini engellemeye, diğer yandan da polis şiddeti kullanarak halkı boykottan alıkoymaya çalıştı. Çıkan çatışmalarda birçok ebeveyn gözaltına alındı. Boykota katılan çocuklar, okullara bir daha alınmamakla tehdit edilse de, büyük bir kısmı boykotta ısrar etti. Boykot uzayınca, çocukların katılabileceği “Kültür Kulüpleri” açıldı, buralarda Afrika tarihi ve kültürü gibi dersler verildi. Boykot bu şekilde 1955’in Ağustos ayına kadar devam etti. Sonucunda, halk arasında ulusal bilinç arttı ve mücadele güçlendirilmiş oldu, Kültür Kulüpleri alternatif eğitim ve bilinçlendirme merkezleri olarak işlemeye devam ederek Güney Afrikalı çocukların kendi değerleriyle büyüdüğü, tarihini öğrendiği bir örnek oldu.

Örneklerin öğrettiği

Bu iki örnekten çıkarabileceğimiz derslere bakmak gerekirse: Okul boykotlarında alternatif eğitim mekanlarının oluşturulması, bu mekanlarda olabildiğince geniş bir gönüllü ekibinin toplanması, medya görünürlüğünün sağlanması, gençlik ve kadın örgütlenmelerinin boykota aktif katılması ve belki de en önemlisi boykot için etraflıca bir hazırlık yapılması, boykotun amaçlarına ulaşmasını önemli ölçüde etkilemektedir.

Kürtçe üzerinden geçtiğimiz senelerde yapılan okul boykotu eylemlerine baktığımızda, özellikle geçen sene yapılan son boykotun önceki senelerde yapılan boykotlara göre daha etkili olduğunu görebiliriz. Bunun sebebi de, diğer ülke örneklerine paralel olarak hem boykot ile beraber bir altenatif eğitim adresinin sunulmuş olması hem de bununla ilişkili olarak çok daha fazla medya görünürlüğünün sağlanmış olmasıdır. Geçtiğimiz sene eğitimin başladığı ilk hafta Kurdî-Der ve Eğitim-Sen’in bölge şubelerinin çağrısıyla bir haftalık okul boykotu yapıldığında, diğer taraftan üç kentte “Özgür Okullar” eğitime başladığı için çok daha etkili bir sonuç ortaya koymuştu. Amed’de Ferzad Kemanger, Cizre’de Berîvan ve Gever’de Dayika Ûveyş okulları, geçtiğimiz yıl başarılı bir sınav verdi, bu sene daha güçlü bir şekilde eğitime başlayacaklar. Üstelik bu okullara bu sene beş merkezde yenileri de ekleniyor.

Boykotun amacı ne olmalı?

Peki, bu sene Demokratik Toplum Kongresi’nin tüm bileşenleri adına yaptığı okulları boykot çağrısı nasıl bir etki yaratabilir?

Şu an Kürt meselesinde her şeye dair Türkiye’de ciddi bir basın sansürü var. Değil okul boykotu, günlerce süren polis ablukaları, sokakta güpegündüz öldürülen siviller bile, muhalif medya dışında, gündemde yer almıyor. Üstelik yer alsa bile, bu dönemde iktidar üzerinde bir baskı oluşturması pek mümkün görünmüyor. O halde okul boykotunun Türkiye medyasında yer alması ve iktidar üzerinde bu konuda baskı oluşturulması, bu seneki okul boykotunun amaçları arasında yer alamaz. Uluslararası kamuoyunda bu konuda gündem yaratmak da şimdiye kadar Türk devleti üzerinde herhangi bir baskı oluşturabilmiş değil, şimdi de çok olası değil. Kürt halkı arasında dil bilinci geliştirme açısından da zaten siyaseten ciddi bir sahiplenmeye ulaşıldığı görülüyor. Ancak Kürtçe, siyaseten sahiplenildiği kadar Kürt kurumlarında ve kamusal alanda karşılık bulabilmiş değil henüz. O halde bu sene okul boykotunun bu yönlü bir işlevinin olması faydalı olacaktır. Peki bu nasıl olabilir?

Her şeyden önce çağrının ilk defa bu yıl, sadece Kurdî-Der ve Eğitim-Sen’den değil, bu kurumların da bileşeni olduğu Demokratik Toplum Kongresi’nden gelmesi önemli. Bu, dil mücadelesinin sadece dil ve eğitim alanında çalışma yapan kurumların değil, tüm kurumların ve en genelinde toplumun meselesi olduğunun benimsendiğini gösterir. Bu  adımın pratik sonuçlarının görülmesi, bileşenlerin kendi alanlarında dili sahiplenmeleri, kitlelelerini bu konuda örgütlemelerine bağlı. Bu da boykot çalışmalarının katılımcı ve iyi bir şekilde planlanmasına, güçlü bir şekilde hazırlık yapılmasına bağlı.

Öz yönetim ve boykot

Diğer önemli bir fırsat, şu an öz yönetim tartışmalarının yapılıyor olmasıdır. Zira okul boykotları, bu tartışmalarla beraber ele alınırsa daha geniş, kitlesel bir desteği de arkasına alma potansiyeline sahip. Öz yönetim, nihayetinde halkın kendi hayatı hakkında kendisinin karar vermesi prensibine dayanıyor. O halde çocukların nasıl bir eğitim alacağı, öz yönetim prensibinin tam merkezinde yer almakta. Üstelik bu sayede Kürt kimliğini reddeden ve halkın taleplerini görmezden gelen eğitim sistemine karşı mücadele, sadece okulların açıldığı ilk hafta yapılan boykot ile sınırlı kalmayacak, daha uzun erimli yeni bir eylem biçiminin konusu olacaktır.

Her yerde Kürtçe!

Bu iki fırsatın iyi değerlendirilmesinin yolu, bu hafta boyunca tüm kurumlarımızı ve kamusal alanları eğitim mekanlarına çevirmek ve buralarda çeşitli etkinlikler yaparak Kürtçe’yi kullanmak ve kullandırmak olacak. Bunların başında da hem geçen sene açılan “Özgür Okullar”ı hem de yeni açılacak Kürtçe eğitim merkezlerini kitlesel bir şekilde sahiplenmek gelmektedir. Onun dışında, belediyelerimizde hizmetlerin hepsinin bu hafta boyunca ısrarla Kürtçe verilmesi, sivil toplum kuruluşlarımızın kendi faaliyet alanlarında Kürtçe seminer ve etkinlikler düzenlemeleri, tüm özel ve kamu kuruluşlarında hizmetlerin Kürtçe verilmesi için dilekçelerin verilmesi, işyerlerinden Kürtçe kullanmalarının istenmesi, sinema salonlarında dil meselesini konu edinen alternatif filmlerin gösterilmesi, açık mekanlarda çocuklarla Kürtçe etkinlikler yapılması, yol kenarlarındaki duvarlara dilin önemine dair yazılama ve grafitilerin yapılması, sosyal medya araçlarının aktif bir şekilde kullanılması ve benzeri bir dizi etkinlik yapılması, okul boykotunun dil mücadelesini yeni bir boyuta taşımasına yardımcı olacaktır.

Not: Bu yazı, Yeni Özgür Politaka gazetesinde yayınlanmıştır.

http://www.yeniozgurpolitika.eu/index.php?rupel=nuce&id=46588