Kürt ulusunu yeniden tanımlamak
Nicole F. Watts

Şubat aynın başlarında, Kürt kanun koyucular özel bir parlamento oturumunda Halepçe’yi Irak Kürdistan’ı bölgesinin dördüncü resmi ili olarak tanımlama planına son şeklini vermek için bir araya geldiler. Haber bültenleri Kürt parlamentosu adına konuşan Youssef Muhammad’in Halepçe ve çevresini bir il olarak düzenleme planının “Halepçe’nin kendi halkı tarafından ve halk için idare edilmesinin bölgenin taşıdığı bazı yaraları iyileştireceğini” söylediğini aktardı. Irak-İran sınırından takribî 11 kilometre uzaklıkta olan ve yaklaşık 100.000 nüfusa sahip Halepçe 16 Mart 1988’de Irak savaş uçakları tarafından bombalandı. 20. yüzyılın en feci sivil kimyasal gaz saldırılarından birisi olarak kabul edilen Halepçe Katliamı’nda yaklaşık 5.000 insan öldürüldü.

Halepçe’yi bir il yapmak bir çok nedenle çarpıcıdır. İlk olarak, Halepçe gaddar bir baskı rejimine karşı hayatta kalmanın ve yeniden yapılanmanın sembolü. Ayrıca, bu karar Kürt yönetiminin idari kapsamını Irak’ın geri kalan kısmına oranla genişletiyor. Dahası, sembolik olarak hayati değeri olan bu coğrafyayı bugüne kadar bir parçası olduğu Süleymaniye ilinden ayırmak, bölgede hakim güç olan Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve bir zamanlar etkin olan, kısa zaman öncesine kadar özerk Kürdistan’ın kuzeydoğusunu kontrol altında tutan Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK) arasındaki değişen güç dengesinin de açık bir işareti olarak görülebilir.

Fakat, bir il olarak Halepçe ayrıca sıradan Kürtlerin bu iki partinin Kürdistan bölgesindeki ekonomik ve siyasi yaşam üzerindeki sıkı kontrollerine karşı çıkışlarının hikâyesi olarak da kayda değerdir. Halepçeyi bir il olarak tanımlamak,  2006’da Halepçe Kurbanları Anıtı’nı da yıkmış olan protestodaki göstericilerin ana talepleri arasındaydı. Şehri ziyaret eden politikacılar kendilerini sadece yerel halkın daha iyi hizmet ve altyapı talepleriyle değil aynı zamanda Halepçe’nin kendi iç işlerinde ve çekilen acıların sembolik mirasının nasıl kullanılacağı üzerinde Halepçelilere daha fazla söz hakkı veren bir ademi merkeziyetçilik talebiyle de karşı karşıya buldular.

Daha temel olarak, Halepçe’de olanlar göstermiştir ki Ortadoğu siyasi haritasının “Kürtleştirildiği” yeni bir dönemin ortasında bile, yönetim için basit bir etnik gerekçeden fazlasını talep eden Kürtler bulunmaktadır. Kuzey Irak’taki Kürtler on yıllar boyunca Bağdat’tan özerklik kazanmak için mücadele verdiler; son yıllarda, binlerce kişi Halepçe, Süleymaniye, Ranya ve başka bir çok kent ve kasabada kendi Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (KBY) ve onun yönetici partilerine karşı çıkmak için sokaklara döküldüler. Muhaliflerin politikası Kürt milliyetçiliğinin ilkelerini reddetmiyor, ama daha çok bu ilkeleri halktan kişilerin Kürt devlet ve ulus inşasının kaynaklarında daha fazla söz hakkının olmasını sağlayacak şekilde yeniden tanımlamayı amaçlıyor. Halepçe ilindeki kampanyanın da gösterdiği gibi, bu tür yeniden tanımlamalar yerel/bölgesel kimlik ve deneyimlerin önemi ve iyi bir yönetim ile yasanın egemenliğinin gerekliliği konusunda ısrarcıdır. Temel olarak, aktivistlerin çabaları özünde Bağdat, İslam Devleti grubu ve diğer olası veya gerçek tehditlerden korunmayı olduğu kadar Kürt ulusal menfaatlerine dair anlayışları öz yönetimi de kapsayacak şekilde derinleştirmeyi ve genişletmeyi de içerir.

Bir çok yorumcu Birinci Dünya Savaşı sonrası düzen ve var olan devlet sınırlarına yönelik karşı çıkışlar hakkında konuştu. Bu çeşit itirazlar yalnızca İslam Devleti güçlerinden değil ama aynı zamanda Ortadoğu boyunca belirgin olarak kültürel ve politik sınırlar arasında örtüşme yaratarak bariz Kürt idari alanları oluşturan Kürt gruplarından da gelmektedir. Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Hükümeti 2005’ten beri yasal anlamda özerk bir idari kuruluş olarak tasdik edildi.  Kuzey ve Kuzeydoğu Suriye’deki Kürt çoğunluğu olan bölgeler 2012’den beri Kürtler tarafından topluca Rojava ya da Suriye Kürdistan’ı olarak adlandırılan, fiiliyatta özerk üç özerk bölge olarak yönetiliyor. Merkezi hükümetin ademi merkeziyetçiliğe karşı şiddetle direndiği ve birçok Kürdün de Türk devletini desteklediği Türkiye’de bile, yerel ve genel seçimler ülkenin Kürt çoğunluğu olan bölgelerdeki seçmenlerin ülkenin genelindeki siyasi eğilimlere nasıl ters düştüğünü göstermektedir.

Siyasi haritanın Kürdistani-leşmesi sadece savaşlar ve zayıf devletlerden dolayı değil, Kürtler arasındaki iç politik dinamiklerdeki kayışlardan da kaynaklanır. Milliyetçi retoriğin aksine, Kürtler hiçbir zaman homojen bir şekilde Kürt bağımsızlığını desteklemediler ve 20. yüzyıl boyunca şu veya bu şekilde çok kültürlü yönetimi içeren  çok farklı politik projelere (Sosyalist, İslamcı, demokratik, vs.) katıldılar. Ama bölge devletlerinin genel olarak baskıcı politikaları bir çok Kürdü sadece etnik Kürtlerin yönetim için uygun ya da güvenilir olduğu sonucuna varmak için cesaretlendirdi, toplumun ve yurttaşlığın nasıl tahayyül edileceğine dair alternatif fikirler önerenler kendilerini marjinalize edilmiş buldular. Bölgedeki Kürtler gitgide yönetim için tek yaşanabilir çerçeveyi Kürt etnik-milliyetçiliği ilkelerine dayanan yönetimde görmeye başladılar.

Kürt milliyetçiliğine destek, Bağdat’ın zorla yeniden iskan ettirme politikaları, kimyasal gaz saldırıları ve toplu katliam politikası ile kendi Kürt yurttaşlarını temsil ettiğine dair tüm iddialarının geçerliğini kaybettiği Irak’ın Kürdistan bölgesinde daha belirgindir. Bu bağlamda Kürt milliyetçiliği bir Kürt ulusunun var olduğuna ve Kürt ulusal kültürünün kutsallığına dair bir inanç olarak; Kürtlerin Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından yönetilen topraklarda münhasır olmasa bile baskın bir söz hakkına sahip olduğuna ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin, tüm hatalarına rağmen, Kuzey Irak Kürt toplumunun en uygun idari tezahürü olduğuna yönelik yaygın uzlaşımda özetlenebilir. Kürt hükümeti için yapılan bölgesel seçimlere yönelik yüksek katılım (genel olarak yüzde 70 ve üzeri) ve, örneğin Irak’ın parçası olarak kalmak veya bağımsız olmak seçenekleriyle 2005’te yapılan resmi olmayan referandumda, katılımcıların yüzde 98’inin Kürt bağımsızlığını desteklemesi Kürt milliyetçiliğine olan desteği gösterdi. Spesifik olarak Kürtlerin çıkarlarına öncelik verme – ve Irak’ın geri kalanındaki şiddet ve istikrarsızlığıın Kürdistan’ı da etkileyeceğine dair derin korku- 2014’teki Arap karşıtı protestolarda ve Erbil’de patlak veren şiddet olaylarında da kendini gösterdi. Her ne kadar bu isyan dalgası Arap mültecilere hizmet ve koruma sağlama konusunda uzun vadede önemli çabalar gösteren Kürt politik otoriteleri tarafından hızlıca ve kararlı bir şekilde bastırılsa da bu hareketler bölgede kimin yaşamaya hakkı olduğuna ve bölgenin kime ait olduğuna yönelik popüler algıdaki Kürt etnik-ulusal dayanaklara vurgu yaptı.

Iraklı Kürt vatandaşlar haritanın Kürtleştirilmesini desteklemesine rağmen, sürecin nasıl işlediğinden pek memnun olmayabilirler. Bu memnuniyetsizlik, geçmişten farklı olarak, Bağdat’taki merkezi rejimi değil, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni hedefleyen kurumsal ve geleneksel olmayan muhalif siyasette kendini gösterdi. Geçtiğimiz on yıl boyunca eylemciler yolsuzluklara karşı; daha iyi hizmet ve altyapı için, basın özgürlüğünü desteklemek için; protesto ve gösterileri kısıtlayan eylem yasalarına karşı çıkmak için; bedensel engelliler için; petrol sondajlarına karşı; mali şeffaflığı desteklemek için; ve demokratikleşme çağrısı için sokaklara çıktılar. Eylemciler ve muhalifler özellikle parti ve devletin ayrışmasını, işlerin, sözleşmelerin ve diğer kaynakları paylaştırmanın liyakata dayalı olmasını talep ettiler. 2011’in başlarında, Süleymaniye’deki göstericiler şehrin merkezi meydanını iki aylığına işgal ettiğinde bölge Arap Baharı’nın kendine özgü versiyonunu gördü. Eylemciler hükümeti istifaya çağırdı ve sistemde esaslı değişimler talep ettiler.

Bu protestolarda bir çok nokta dikkat çekici. İlki protestoların jeo-politik temelidir: Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne karşıt olan muhalefet, bölgedeki diğer yerlere göre Süleymaniye ilinde (Halepçe de dahil) çok daha yaygındır. Bu bir taraftan PUK’un geleneksel kalesi olan Süleymaniye’de PUK otoritesindeki aşınmadan dolayı oradaki  siyasi arenanın açılmasından; bir yandan Süleymaniye’deki siyasi kültür ve devlet-toplum ilişkilerinin Erbil ve Duhok’la olan farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Erbil ve Duhok illeri bölgede sıkı güvenlik kontrolleri de uygulayan Mesut Barzani yönetimindeki güçlü Kürdistan Demokratik Partisinin (KDP)  yönetimindedir. İkinci nokta, bu coğrafi parametrelerde bu protestoların, farklı sosyo-ekonomik sınıflardan insanları olduğu gibi hem İslami hem de seküler muhalefeti de kapsayıcı oluşudur. Protestolar çoğunlukla şiddet içermemektedir. Üçüncü olarak, sokak protestoları son on yıl boyunca sosyal mobilizasyon için yeni olanaklar sağlayan kurumsal gelişmeler tarafından da güçlendirildi. Bu gelişmeler ses çıkaran bir muhalefet ve bağımsız medyanın gelişmesini; Facebook gibi sosyal medya sitelerinin büyümesini; siyasi partilerden daha bağımsız olarak işleyen sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkışını; ve özel olarak 2009’da PUK içindeki bir hizip kanalıyla kurulan yeni muhalefet partisi Goran’ın (Değişim Hareketi) yaratılmasını ve seçim başarısını içermektedir. Reformist bir platformda bulunan Goran Değişim Hareketi Kürdistan ulusal meclisi için yapılan 2009 seçimlerinde koltukların neredeyse dörtte birini kazandı, ve 2013 Eylül seçimlerinde  PUK’u geçerek ikinci en yüksek koltuk sayısına sahip oldu ve 2014’te de yönetimdeki partilerden birisi oldu. Goran 2011 protestolarının hem çıkışında hem de büyümesinde önemli bir destekleyici rol oynadı. Ancak Süleymaniye şehri eylemleri Goran’ın da ötesine geçerek Kürdistan İslam Birliği gibi muhalefet partilerinin yanında farklı öğrenci gruplarını, dini liderleri, kentli grupları, entelektüelleri ve başka aktivistleri içine kattı.

Bu aktivist ve reformcuların büyük çoğunluğunun niyeti yönetimin Kürt ulusal temellerini sınamak veya KBY’yi tasfiye etmek değil. Bu, parti platformlarından, seçim sonuçlarından, kamuoyu yoklamalarından, muhalefetin ve fikir ayrılıklarının oturtulduğu retorik ve çerçeveden açıkça belli oluyor. Olgun aktivistler ve rejim muhalifleri arasında dahi Barzani gibi Kürt liderleri hâlâ ulusal mücadeledeki rolleri, yetkin liderlikleri ve Kürt davasına bağlılıkları nedeniyle önemli bir sevgi ve sadakate değer görülüyorlar. KBY’ye yönelik eleştiriler üç temel konu etrafında toplanıyor: Daha iyi hizmet, daha az yolsuzluk ve iltimas, devlet kaynakları ve kamu kurumlarına eşit erişim taleplerini beraberinde getiren maddi ve ekonomik kaynakların dağıtımı konusu; insan hakları ihlâlleri, kanunları ve KBY’nin epeydir ertelediği anayasa taslağına karşı kampanya ve protestolarda görüldüğü üzere yasama ve haklar konusu ve ulusal hafıza; Kürt meselesinin nasıl temsil edildiği ve anıldığı konusu. Bu endişeleri gidermek için aktivistler ve muhalefet aktörleri, Kürt ulusal projesinin temellerini liderliğin ulusal mücadele içindeki karizmatik temellerinden haklar, kurallar, kurumsallaşma, hesap verebilirlik ve ademi merkeziyet temellerine dayalı bir sisteme yöneltmeye çalışıyorlar.

Son dönemdeki protesto ve kampanyalar, aktivistlerin Irak Kürdistanı’ndaki devlet ve ulus inşası projesini yeniden şekillendirmeye çabalarının iki boyutunun altını çiziyor. İlk boyut ulusal olan. 2011 Süleymaniye eylemleri ulusal (Kürt) ve sistemik bir reform çağrısında bulunan, özellikle yolsuzluğun sona ermesi gerektiğini dile getiren, daha çok siyasi ve malî hesap verilebilirlik, şeffaflık ve parti-devletine son verilmesini isteyen ilk ciddi kitlesel eylem olması nedeniyle Kürt siyasal yaşamında bir dönüm noktası oluşturdu. Aktivistler KBY’yi yeniden yapılandırmayı bir vatanseverlik görevi olarak ortaya koydu ve eylemler esnasında hayatını kaybeden 10 kişiyi ulusal şehitliğin yeni bir türünün üyeleri olarak tasvir etti.  Kürt yönetiminin çerçevesini yeniden yapılandırmaya yönelik bu çaba Goran’ın seçim zaferiyle güçlendi ve muhalefette ve bağımsız medyada da güçlü bir şekilde teşvik edildi. Nisan ortasında Kürt güvenlik güçleri tarafından zorla bastırılmasına rağmen, eylemler iktidar ve siyasi otoritenin doğasına dair ulusal diyaloğu hatırı sayılır bir şekilde yeniden şekillendirdi.

Alternatif devlet ve ulus inşasının ikinci boyutu ise yerel çıkarları Kürt ulusal söylemi içinde yaygın olan tektipleştirici anlatıya dâhil etme çabasından oluşuyor. Bu, genel olarak sistemde reform yapma girişimi; fakat özellikle Süleymaniye temelli bir karşı çıkış olarak nitelendirilebilecek Süleymaniye eylemlerinde bile belli bir ölçüde görülüyordu. Ancak Halepçe gibi bölgelerde Kürt ulusal kimliğini aynı anda hem ulusal (hatta ulusötesi) hem de yerel çeşitliliğini koruyan bir kimlik olarak yeniden inşa etme girişimi oldukça çarpıcı. Bunun nedeni hem bölgedeki üst düzey aktivizm hem de Irak’ın 1988’de Halepçe’ye saldırmasının Kürt ulusal mitosu inşasında oynadığı merkezi rol. “Halepçe” bir yandan bütün Kürtler’in acı çekmesini özetleyen söylemsel bir sembol ve Kürtlerin özyönetiminin bir ihtiyaç olduğu fikrini meşrulaştıran bir mihenk taşı oldu. Öte yandan da Halepçe oldukça çeşitli siyasi çıkarlara ve ileri seviyede özgür düşünceye sahne oldu. Her ne kadar geçmişte İslamcı politikaları desteklese de Halepçe seçim sonuçları tek bir grubun bölgede hakim olmadığını gösteriyor; seçmenler oylarını farklı partiler arasında eşit olarak bölüştürme eğiliminde. Halepçeliler aynı zamanda sık sık eylemlerini sokağa taşıyor. En erken ve çarpıcı örnek şüphesiz, aktivistlerin şehrin acısını sömürmek ve şehrin kalkınmasını ve yeniden inşasını ihmal etmekle suçladıkları resmi parti görevlilerinin, anıtta yıllık anma eylemi düzenleme haklarını kaybetmiş olduklarını iddia ettikleri 2006 Halepçe Şehitler Anıtı eylemiydi. 2014’te anma töreni ilk defa partiler değil yerel sivil gruplar tarafından düzenlendi ve on binlerce kişi hem ölülerini anmak hem de Halepçe’nin il ilan edilmesini kutlamak için sokağa çıktı.

Hem tören hem de il kampanyası, partilerden uzak bir şekilde Halepçe’nin sembolik ve maddi kaynaklarını ele geçirmek ve Halepçe’yi Kürt ulusal projesinin hem bir parçası, hem de ondan ayrı olarak yeniden tanımlamak için gerçekleştirilen başarılı yerel girişimler olarak okunabilir. Aktivistler ve siyasetçiler il kampanyasına desteklerini dile getirirken bu yanyana bulunma hâlinin altını çizen birkaç çerçeveyi hatırlattılar. Bu hatırlatmaların ilki ulusal bir çerçeveyi içeriyordu: “Saddam Hüseyin Halepçe’yi haritadan silmek istediği düşünülürse, KBY ve toplum da statüsünü yükseltmek için Halepçe’yi il ilan etmeli”; ikinci yerel-hukuki çerçeve Halepçe’nin il ilan edilmesini onun il ilan edilmesine yönelik önceden yapılmış önerilere dayanarak ve Halepçe’nin ünlü ve kendine özgü geçmişinin altını çizerek meşrulaştırıyordu; ve iyi bir yönetim prensibi olan üçüncü çerçeveyse, Halepçe’nin eğer bütçelerin Süleymaniye’den değil tabandan kontrol edildiği bir yerel yönetimi olursa, ekonomik ve politik olarak çıkar sağlayacağını iddia ediyordu. Bu gibi anlatılar Halepçeliler’in şehri ulusal projenin hem içinde hem dışında konumlandırmak için kullandıkları yolların altını çiziyor: Kürt ulusal mitosunun merkezinde; ancak ihtiyaçları ve deneyimleri kendine özgü. Bazı komşu şehirlerin bu yeni ile dahil edilmekten şikayetçi olmalarına (sokağa çıkıp eylem yapmalarına) ve Süleymaniye merkezli PUK ve Goran’ın içerde idari kontrol kaybına karşı duydukları memnuniyetsizliğe rağmen Halepçe’nin sembolik gücü herhangi bir siyasetçinin kendi kaderini tayin hakkının bu yerel formunu reddetmesini oldukça zorlaştırdı.

KBY içindeki muhalefet Kürtler’in milliyetçilik ve ulusal yönetimin anlamı üzerine nasıl yeniden düşündüklerini gösteriyor. Hatta bu tip düşünceler Türkiye, Suriye ve diğer bölgelerdeki insanların tepeden inme, ulusal devlet inşası gibi klasik konseptleri yeniden ele alması ve “demokratik özerklik” ve mikro düzeyde yönetim yapıları gibi kavramlarla yaptıkları deneylerle bütün Kürdistan coğrafyasında yayılıyor. Buna rağmen bu taban temelli yönetim düşünceleri iç muhalefetlere karşı müsamahasız ve hiyerarşik olan hâlihazırdaki parti yapıları ve ulus-devlet inşasının birleştirici buyruğuyla kolay kolay etkileşime geçemiyor. Bu gerilimin Irak Kürdistanı’nda yaygın bir şekilde görülmesinin sebebi hukuki olarak tasdik edilmiş bir iktidarın (KBY) varlığının ve geleneksel partilerin neoliberal, patrimonyal iş yapma biçimlerinin muhalif harekete açık bir hedef sunması. Kürt devleti ve ulusunun doğasına dair yapılan kamusal mücadeleler de ancak Kürdistan otoritelerinin öze ilişkin tartışmalar yapılabilecek, istikrarlı bir Kürt yönetimi biçimini başarıyla kurmuş olmasıyla mümkün olmuştur.

KBY yönetimi altında yaşayan sırada insanların neyin Kürt ulusal çıkarına olduğu konusunu gözden geçirmesinin önemli olmasının birkaç nedeni var. Birincisi ve en temelde, bölge haritasını dini ve etnik unsurlara (“Kürtler’e karşı Araplar” veya “Kürtler’e karşı Türkler”) göre şekillendiren indirgemeci yaklaşımlara karşı durumu karmaşıklaştırıyor. İkincisi; muhalefetin siyasi coğrafyası ve Kürt siyasi çıkarlarının farklı telaffuzları, Kuzey Kürdistan’daki çok yönlü siyasi dinamiklerin öneminin altını çiziyor. Kürtler’in siyaset yapma şekli, ve bu siyasetin doğası, sadece Erbil’in Bağdat’la veya diğer dış aktörlerle ilişkisine ilişkin bir faktör değil; aynı zamanda bu iç güçlerin alışverişine bağlı. Üçüncüsü, aktivistlerin Kürt otoritelerini daha hesap verebilir kılma çabası, Kürt liderliğinin kısmî de olsa bu kaygılara cevap verme çabası siyasi güvensizlik şartlarında bile yönetilenlerle yönetenler arasındaki güç dengesinin nasıl değişebileceğini gösteriyor. Bir şekilde, genel kanının aksine bu vaka devlet inşasını destekleyen daha geniş bir konsensüsün demokratikleşmeyi kolaylaştırabileceğini gösteriyor; çünkü neredeyse Kürdistan bölgesindeki bütün Kürtler’in oyunun temel kuralları üzerinde hemfikir olması yönetimin doğası ve gelir dağıtımı üzerindeki mücadelenin pek çok aktör tarafından “sıfır toplamlı bir oyun” olarak görülmediğini gösteriyor. Nitekim, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkına olan geniş kapsamlı destek, Kürt ulusal cemaatinin daha çok yönlü ve taban temelli kavramsallaştırılmasına doğru bir değişime el verebilir.

Nicole F. Watts San Francisco State University Siyaset Bilimi bölümünde profesördür.

İngilizceden Çeviren: Zeynep Uğur, Ufuk Sarı

Düzeltmeler ve Tashih: Onur Günay

Kaynak: Washington Post, 27 Şubat 2015.

Yazının orjinaline şuradan ulaşabilirsiniz: http://www.washingtonpost.com/blogs/monkey-cage/wp/2015/02/27/redefining-the-kurdish-nation/