Işid’e Karşı Kobanê’yi Savunurken Şehit Düşen Kadınlar I
Mona Mahmood

Çeviri: Şerif Derince

Kürt güçleri, aylar süren Işid bombardımanından sonra, bu hafta Kobanê şehrini tamamen kontrol altına aldılar. Mona Mahmood, şehrin Işid’in eline geçmemesi için mücadele ederken şehit düşen kadın gerillaların aileleri ile görüştü. Aşağıda, yazının ilk bölümü yayınlanmaktadır.

Şirin Taher

Avukat ve Kürtçe öğretmeni olan 30 yaşındaki Mustafa Taher, kız kardeşi hakkında konuşuyor.

Suriye’de devrim patlak verdikten birkaç ay sonra, Suriye rejimi ülkedeki Kürt kentlerinde Kürtçe dilinin okullarda okutulmasına razı oldu. Kobanê de bu kentlerden birisiydi. O zaman 19 yaşında olan kız kardeşim Şirin, 2012 yılının güz döneminde Şam Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı okumaya hazırlanıyordu, ancak tüm Suriye’de başlayan şiddet sarmalı içinde Kobanê ile Şam arasında gidip gelmenin imkansız olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine, Şirin de üniversiteye gidinceye kadar Kobanê’de Kürt Dili okumaya karar verdi.

11 kardeşim arasında Şirin’e en yakın olan bendim. Kardeşden ziyade, arkadaş gibiydik. Hassas biriydi,  partileri ve sporu severdi. İkimiz de Barselona futbol takımının büyük hayranlarıydık. 2010 yılında Johannesburg’da Dünya Kupası düzenlendiğinde, Şirin de benim avukat olarak çalıştığım Şam’a geldi, böylece büyük parklardaki ekranlardan gösterilen maçları beraber izlemiştik.

Şirin, 29 yaşında bir Kürtçe öğretmeni olan, Kürdistan İşçi Partisi, PKK saflarında yer alan kadın öğretmeni Viyan’dan etkilenmişti. Viyan, El Kaide ve Suriyeli cihatçı gruplarla bağlantılı El Nusra Cephesi’ne karşı girilen çatışmada, 26 Temmuz 2012’de katledildiğinde Kobanê sakinleri için acı bir gündü. Kobanê’deki törende Viyan’ın şehadeti kutlanırken, babam eski tüfeğini Şirin’e vererek, annemin karşı çıkışına rağmen, öğretmeninin izinden gitmesini ve onun gibi bir savaşçı olmasını salık verdi. Şirin, öğretmeninin öcünü almak ve Kobanê’yi savunmak için Kadın Savunma Birlikleri, YPJ’ye katılmak üzere yemin etti. Eğer Şirin buna gönüllü olmasaydı, ben olacaktım.

şirin taher

Şirin Taher

Kısa bir süre sonra, Işid Kobanê’ye karşı saldırılarını başlattı. İlk saldırı 11 Kasım 2012 tarihinde KızılHaç merkezine yönelik bir bombalı araç ile oldu. Babam ve bir arkadaşı buraya yakın bir yerdeydi ve 12 insanla beraber oracıkta şehit oldu. Babamın cenaze töreni sırasında Şirin şöyle demişti: “Günün birinde babamın bir şehit babası olarak anılacağını düşünmüştüm hep, fakat bir şehit kızı olacağım hiç aklıma gelmemişti.”

Babamın kaybı, Şirin’in sözünü yerine getirme ve adanmış bir savaşçı olma arzusunu kamçıladı. Özellikle de babamın bedenini teşhis etmek üzere morga gittiğinde… Patlamadan dolayı meydana gelen büyük tahribattan dolayı cenazeyi teşhis etmek neredeyse imkansızdı. Şirin, birçok arkadaşının da şehit düşmesiyle yıkılmıştı. Zaten babasının ve öğretmeninin kaybına zor dayanıyordu. Hayat, Şirin için anlamsız bir hale gelmişti. Kaleşnikof, roket ve el bombası gibi silahları kullanmak üzere günlerce askeri kampta eğitime katıldı.

İki yıl süren eğitimi esnasında Şirin bizi ziyarete gelirdi. Kobanê’nin dış kısmındaki askeri kampta kaldığı uzun süre içinde kişiliğinin ne kadar çok değiştiğine inanamıyordum. Eskiden boynuna Barselona atkısı takıp makyaj yapardı. Ellerini yüzük ve bilezikler olmadan düşünemezdim. Önceden parfüm ve kozmetik ürün dolu olan çantası, şimdi  bomba ve mermi ile yüklüydü.

Işid’in hayatı cehenneme çeviren saldırılarından kaçmak için, Kobanêli birçok insan gibi ben de annemi ve kız kardeşlerimi Türkiye’ye götürmeye karar verdiğimde, annem Şirin’i aramamda ısrar etti. O da anneme dedi ki: “ Eğer Kobanê’yi terk edersen, annem olmayacaksın artık.” Fakat üç gün sonra, Işid iyice yaklaşmaya başlayınca, Şirin de annemin derhal şehirden ayrılmasını istedi.

Işid ağır silahları ve tankları ile kente doğru ilerlemeye devam ettiğinde Şirin, Kobanê’nin batısındaki bir kamptaydı. Kürt direnişi hafif silahları ile Işid ilerleyişini sekteye uğratıyordu, ancak bu şekilde uzun süre dayanamayacaktı. Şirin, Kürtçe radyo yayın ofisinin yakınında bir hendekte siperdeydi. Şehadetinden beş saat kadar önce kendisini aradım. “Merak etme, hala yaşıyorum” dedi bana. Kobanê’de kalıp bir hastenede hemşire olarak çalışan diğer kız kardeşim, güvenliğinden tedirgin olduğu Şirin’i akşam saat 8’de aramış. Şirin, savaşın kızıştığını ve telefonda konuşamayacağnı söyleyerek kendisini artık aramamasını söylemiş.

Daha sonra Işid’in Kobanê’ye yoğun bir saldırı başlattığını duyduk. Saat 10’da kız kardeşimin telefonundan bir arama geldi. Telefonda bir erkek sesi vardı. Şirin’in ailesi olup olmadığını sordu. Kız kardeşlerimden biri, onun ailesi olduğumuzu söyleyince telefondaki adam, Şirin’in Işid tarafından öldürüldüğünü ve gelip kafasının teslim alınmasını söyledi.

Kız kardeşim, Şirin’in şehadetini anneme haber vermeden önce, Işid üyesi annemi aramış ve Şirin’in kendisi ile konuşmak istediğini söylemiş. Annem cevap verdiğinde, adam anneme gelmesini ve kızının kafasını almasını söylemiş. Annem o anda bilincini kaybetmiş ve hastaneye kaldırılmış.

Şirin’in cephedeki arkadaşlarını aradık ve 5 kadın gerillayla beraber 30 Eylül günü bir Işid tankı tarafından pusuya düşürülmüş ve hepsinin katledilmiş olduğunu öğrendik. Ben de tören için Şirin’in cenazesini almak üzere Kobanê’ye döndüm, fakat arkadaşları Şirin’in cenazesinin hala Işid’in elinde olduğunu ve şehit olduğu mahalleye henüz kimsenin giremediğini aktardı. Kız kardeşim ile birlikte Türkiye’ye döndüm, sinir krizi geçirmişti ve artık Kobanê’de kalabilecek durumu kalmamıştı.

Şirin’in şehadeti tüm ailem için büyük bir üzüntü kaynağı olsa da onun ve Kobanê’yi savunurken şehit düşen tüm arkadaşlarının fedakarlığı karşısında hepimiz gurur duyuyoruz.

Hameera Muhammed

Türkiye’de mülteci olan 45 yaşındaki işadamı Muhammed Khashman, kız kardeşinin evlatlık aldığı kızı, Hameera Muhammed hakkında konuşuyor.

Hameera, 1982 yılında babası bir araba kazasında hayatını kaybettikten üç ay sonra dünyaya gelmiş. Annesi, tek başına dört çocuğun masraflarıyla başa çıkmakta zorlanmış. Kız kardeşim de, Hameera’nın annesinin arkadaşıydı ve kızını evlatlık alarak Kobanê’deki diğer sekiz çocuğu ile beraber yetiştirebileceğini söylemiş.

Hameera, espiri anlayışı olan güler yüzlü bir insandı, 18 yaşındayken Kobanêli bir taksi şöförü ile evlendi.

İki yıl önce, Hameera ilk erkek çocuğunu dünyaya getirdiği sırada, kocası Halep yolunda keskin bir nişancı tarafından vurularak öldürülmüştü. Halep’te Suriye ordusu ve isyancılar arasında ağır çatışmalar olduğu için, Hameera kocasının cansız bedenini Kobanê’ye getirmek için üç gün uğraşmak zorunda kaldı. Hameera için beş çocuğuna bakmak çok zordu. Kocasına ait olan tek bir inekten elde ettiği sütü satarak ve ailesinden gelen yardımlarla geçimini sağlıyordu. Kayınpederi, kendi evinde bir oda ayırmayı teklif etse de, Hameera evini terk etmeyi reddetti. Uzun süren kavgaların sonunda, kayınpederi Hameera’nın çocuklarını yanına aldı ve o da ailesinin evine geri döndü.

hameera

Hameera Muhammed

Hameera, çocuklarından ayrı kaldığı için büyük bir yıkım yaşadı. Yeni doğan bebeğini kendi sütü ile beslemek istemesine rağmen bu isteği geri çevrildi. Hameera’nın annesinin tüm çabalarına rağmen, kayınpederi ile aralarında olan anlaşmazlık çözülemedi. Hameera’nın yaşadığı depresyon ve çocuklarıyla yeniden bir araya gelme özlemi çok yakıcıydı. Kobanê’de Kürt gerillalar ile Işid arasında savaş tırmanınca, sınırı aşarak Türkiye tarafına geçen binlerce aileden birisi de Hameera’nınkiydi. O korku ve dehşet ile, annesi tüm çocuklarının kendisi ile beraber olup olmadığını kontrol edememişti. Türkiye’deki mülteci kampına vardığında en büyük kızı, Hameera’nın Işid’e karşı savaşmak için Kobanê’de kaldığını ve direnişe katıldığını söyledi.

Bir hafta sonra, Hameera annesini arayarak kendisini affetmesini istedi. Kobanê direnişini katılıp Işid’e karşı savaşmasının, kayınpederinin kendisine karşı tavrını değiştireceğini ve çocuklarını görmesine izin vereceğini sandığını anlattı. Bir çatışmada omuzundan ve kolundan yaralandığını ekledi. Annesi, Türkiye’ye gelmesi için Hameera’ya duygusal baskı yaptı. Savaşmak için yeterince iyi eğitim almadığını, savaşın bir şaka olmadığını ve kadınların işi olmadığını, erkeklere göre olduğunu söyledi.

Türkiye’de bayramın ilk günü gelip çattığında, kaldığı kampta kız kardeşimi ve ailesini ziyaret etmek üzere oraya gittim. Telefonla Hameera’ya bağlandılar, iyi olduğunu, fakat onları ve çocuklarını özlediğini anlattı. Hameera’nın annesi, kızına artık dönmesini, savaşın daha da çetinleştiğini ve onun için endişelendiğini söyledi. Hameera’nın cevabı ise artık daha fazla telefonla konuşamayacağı idi.

On gün sonra, Hameera’nın kız kardeşine bir telefon geldi ve bir binada birkaç gerilla ile beraberken binaya yapılan saldırıda şehit düştüğü bildirildi. En son, bina hala Işid işgali kontrolündeydi ve Hameera’nın cansız bedeni diğerleri ile beraber hala içerideydi.

Hameera’nın annesinin tek isteği kampta şehit cenazesi töreni düzenlemekti. Hala da kızının cenazesini alıp Kobanê’de gömmeyi ve böylece çocuklarının onu ziyaret edebilmesini umuyor.

Yazının orjinali için: The Guardian

Devam edecek….