Her Yerde Anadili
Şerif Derince

Fotoğraf: Fulya Sarıca

Her alanda olduğu gibi dil ve eğitim alanında da hangi kavramlar ile bir meseleyi algılayamaya çalıştığımız bu meseleyi nasıl anlayacağımızı önemli ölçüde belirler. Ancak bu kavrayış sadece kavramların kendileri ile değil, aynı zamanda nasıl bir perspektifle, hangi tarihsel, siyasal ve kültürel bağlama oturtularak aktarıldığıyla da belirlenir. Buna rağmen dil hakkında ilgili yürütülen tartışmalarda çoğu zaman aynı kavramlar farklı ülke örneklerine atıfta bulunurken buralarda aynı şekilde kullanılıyormuş gibi sunulmaktadır. Bu şekilde hem Kürtçe ile ilgili tartışmalarda, yayınlarda veya çalışmalarda hem de Türkiye’deki diğer dillerin statüsü konulu tartışmalarda farklı ülke örneklerine sıklıkla değinilmektedir. Ancak bu ülke örnekleri çoğu zaman tarihsiz ve bağlamsız bir şekilde ele alınmaktadır. Üstelik bu ülke örnekleri, hem dil eşitliğini savunan hem de buna karşı çıkan taraflarca benzer şekilde kullanılmaktadır. Tüm dillere eşit statü tanınması ve özgür bir şekilde her türlü kamusal ve özel alanda kullanılmasını savunanlar, genellikle farklı ülkelerdeki anayasalara ve yazılı belgelere atıfta bulunarak çiftdilliliği veya çokdilliliğin benimsenmesi gerektini söyler. Karşı çıkanlar ise yine aynı şekilde anayasasında yalnızca bir tane resmi dil yazılı olan ülkelerden örnekler verir; ya da birden çok dilin eğitimde kullanıldığı ancak etnik, dini veya başka nedenlerden dolayı devam eden çatışmaları örnek göstererek birden fazla resmi dilin çatışmaya ve bölünmeye yol açacağını söyler.

Makro düzeyde siyasi söylemler içinde bu tür ülke örnekleri vurgusu anlaşılır bir durum. Ancak hem meselenin ne olduğuna hem de ne tür pratik adımlar atılması gerektiğine dair analizler yapılırken farklı ülke örneklerine bakılacaksa; ancak kendi tarihsel, siyasal ve sosyo-kültürel bağlamları içinde ele alınırlarsa faydalı olabilirler. Bununla beraber dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da ülke örnekleri kullanılırken, sadece devletlerin resmi dil politikalarına bakmamak; buna karşı mücadele eden halkların, hareketlerin ve grupların yaklaşımlarını ve pratiklerini de ele almaktır. Son olarak, bu ilişkilerin hangi bölgesel, ulusal ve uluslararası konjektürler içinde gerçekleştiğine ve tüm bunların dil meselesini nasıl etkilediğine bakılmadan kullanılacak ülke örnekleri yetersiz olacaktır. Bu türden bir yaklaşımla farklı ülke örneklerine bakılması önemlidir. Bununla beraber farklı ülke örneklerinde öne çıkan pratikler ile akademide, sivil toplum kurumlarının çalışmalarında sıklıkla karşılaşılan eğilim ve söylemlere de bakılmalıdır. Bu eğilim, söylem ve pratikler, kimlik ve hak mücadelesi yürüten toplulukların çalışmalarına katkıda bulunabileceği gibi zarar verme potansiyeline de sahiptir.

Mevcut tartışamlardaki eksiklerden bir tanesi de daha önce sadece egemen bir veya birden fazla dilde eğitim yapılırken, farklı bir anadili ile birlikte eğitimin nasıl ele alındığı, nasıl baştan kurgulandığına dair yeterince örnek de yok. Oysa öğretmen yetiştirme süreçleri, materyal geliştirme, kültür meselesi gibi meseleler halen çok az veriye, örnek çalışmaya dayalı bir şekilde yapılıyor. Bu nedenle, uzun süre eğitim alanından uzakta tutulmuş, yasaklanmış veya ciddi baskılara maruz kalmış dillerde eğitim yapılmaya başlandığında ne gibi süreçlerin geliştiğine bakmak son derece önemlidir.

Bu kitapçığın amacı yukarıda ele alınan noktalardan hareketle, Kürtçe özelinde yürütülen tartışmalara katkıda bulunmaktır. Bu amacını gerçekleştirmek için öncelikle tarihsel ve siyasal bağlamı içinde Galler’deki ve Hindistan’ın Orissa eyaletindeki dil ve eğitim çalışmaları ele alınacak, sonra da dil ile ilgili tartışmalarda yaygın olarak karşılaşılan eğilimlerin analizi yapılacaktır.

Kitapçığın tamamını okumak için: Her Yerde Anadili

Fotoğraf: Fulya Sarıca