HDP, Seçim Barajı ve Metropollerdeki Kürtler
Onur Günay

Kuşkusuz önümüzdeki seçim sürecinin en önemli belirleyicisi HDP’nin seçim performansı olacak. Bunun çeşitli sebepleri var. Birincisi, AKP’nin her seçimden daha güçlü çıkmasını engelleyecek tek sonuç, HDP’nin parti olarak seçime girip milletvekili sayısını ciddi oranda arttırması. Bu sayede 12 Eylül’ün mirası seçim barajı aracılığıyla özellikle Kürt illerinde AKP’nin gasp ettiği HDP oyları milletvekili olarak HDP’ye geri dönecek. Belirli ölçüler içinde temsilde hakkaniyet sağlanacak. İkinci sebep, 12 Eylül’den bu yana baraj ile parlamento dışında tutulanların (her ne kadar bağımsız adaylarla baraj ciddi ölçüde yıpratılsa da, sorun orta yerde durmaktadır) toplu hâlde meclise girmesinin, AKP’nin anayasa değişikliği ve başkanlık hesaplarını altüst edecek olması. CHP ya da herhangi bir partinin iki üç milletvekili arttırması hiçbir değişiklik yaratmayacak, ancak HDP’nin olası bir seçim zaferi AKP’nin hesaplarını altüst edecek ve muhtemel sonunun başlangıcı olacak. Üçüncü ve belki de en önemli sebep ise Gezi ayaklanması, Kobanê direnişi, Syriza zaferi (ve olası Podemos zaferi) ile beraber dünyanın çeşitli coğrafyalarında yakın tarihte ortaya çıkan kuvvetli dip dalganın güçlü ve kapsayıcı siyasi bir temsile kavuşma ihtimali. Bu yazıda 2014 yılındaki yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının analizi ((Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının Kürdistan ve Türkiye metropollerindeki detaylı bir analizi için bkz. “2014 Cumhurbaşkanlığı Seçiminde HDP: Sonuçlar ve İmkânlar” Zan Enstitüsü. http://zanenstitu.org/wp-content/uploads/2014/08/Zan-Enstitu-Secim-Analizi1.pdf )) ve yaklaşık bir buçuk yıldır İstanbul’da Kürt emekçilerle yürüttüğüm saha çalışmasından faydalanarak seçimlere yönelik belli önerilerde bulunmaya çalışacağım.

Yerel Seçimler ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin karşılaştırmalı bir okuması bize toplumda yaratılan suni kamplaşmaların (laik-dindar, Alevi-Sunni, Gezici-Erdoğancı) sonuçlarının aslında sistem partilerinden AKP ve CHP’ye yaradığını, yeni bir yaşam vaadi taşıyan HDP’nin önünde ise ciddi engeller oluşturduğunu gösteriyor. Bu tarz kutuplaşmalarda HDP’nin seçim tabanını oluşturan emekçiler, kadınlar, inanç grupları toplumsal kırılganlıklarından ötürü kendilerini sistem partilerine oy vermek zorunda hissediyorlar. Söz konusu kamplaşmalarda mesela CHP ve MHP’yi 1990’lı yıllardaki savaş politikalarının özneleri olarak gören Kürtler, bir emniyet sübabı (ve doksanlı yıllardan bir ayıraç) olarak gördükleri AKP’ye yönelebilirken, yaşam ve inanç haklarına saldıran AKP’den haklı olarak korkan Aleviler de CHP’ye kayıyor. Seküler bir yaşam hakkının ellerinden alınmasından endişeli kentli kesim AKP’ye karşı kendini tek alternatif olarak öne süren CHP’ye yönelirken, kentlerin varoşlarında ülkenin nimetlerinden hiç faydalanamamış toplumsal kesimlerse AKP’nin kuşatıcı hegemonyası altında hükümet partisine destek veriyorlar. Bu sebeptendir ki, bu kamplaşma sadece bu iki partiye yarıyor. AKP, muhalefet taklidi yapan bir CHP ile başarısına başarı katıyor; CHP de hiçbir şeyin alternatifi olamadığı hâlde ana muhalefet partisi olarak kalıyor ve bu sayede radikal toplumsal mücadelenin enerjisini soğuruyor.

Kamplaşmanın azaldığı durumlarda ise seçmenler, tıpkı Syriza örneğinde gördüğümüz gibi yeni bir yaşamın vaadini taşıyan HDP’ye yönelebiliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunun çok somut bir örneği. Mesela temsil kabiliyeti çok yüksek İstanbul’da AKP toplamda 250.000 oy, çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu da 800.000’den fazla oy kaybı yaşadı. Selahattin Demirtaş ise 230.000’lik oy artışı ile istisnasız her ilçede oyunu arttıran tek aday oldu. Kuşkusuz İhsanoğlu gibi zayıf bir adayın varlığı bu başarıda önemli bir faktördü, ancak AKP’li Kürtlerden ve CHP’li demokrat, solcu ve muhaliflerden alınan oyları sadece bu sebeple açıklamak mümkün değil. Demirtaş kampanyasının AKP ve CHP’nin ortadan ikiye bölmeye çalıştığı toplumsal kesimlere karşı kapsayıcı, emekten yana ve özgürlükçü bir dil kullanmış olması bu seçim başarısının en önemli sebeplerindendir. Bir diğer önemli mesele de oy oranları ve sayılarının birçok Kürt ilinde artık belirli bir doygunluğa ulaşmış olması, düzenli bir artış uzun zamandır sürse de sıçrama tahtası olabilecek yerin tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi Türkiye metropollerindeki muhaliflerin ve Kürtlerin oyları olmasıdır. Peki, seçim barajını aşabilmek için Demirtaş kampanyasında kullanılan dile somut olarak ne eklemek gerekir?

AKP, HDP ve Metropollerdeki Kürtler

HDP barajı aşmak için ne yapabilir sorusunun pek çok cevabı var, bunların içerisinde HDP çevrelerinde tartışılan birçok öneri de bulunmakta. Benim amacım, öncelikle bunlardan tek bir tanesine, tartışılıyor olduğunu zaten biliyor olduğum bir konuya odaklanmak: Metropollerdeki Kürtler.

Bir buçuk yıla yakın bir zamandır İstanbul’da yaşayan, hizmet ve inşaat sektöründeki Kürt işçilerle saha çalışması yürütmekteyim. Kürdistan’dan İstanbul’a çok uzun yıllardır yoğun bir emek göçü var. Kente yerleşmiş Kürt emekçilerin yanı sıra doksanlı yıllarda devlet şiddeti ve zorunlu göç yoluyla İstanbul’un yolunu tutanlar var. Ve son olarak, bugün Kürtler politik ve ekonomik sebeplerden ötürü İstanbul’a ve çeşitli Türkiye şehirlerine göç edebiliyor ya da sadece çalışmak için gelip gidebiliyor. Bu meseleyle ilgili herhangi bir nicel çalışma olmamasına karşın Kürdistan’a gelip giden göçmen Kürt emekçilerinin sayılarının yüzbinleri bulduğunu söylemek mümkün.

Yine elimizde net bir sayı olmasa da “dünyanın en büyük Kürt şehri” kabul edilen İstanbul’da Kürt nüfusunun 3-4 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Ancak Kürt hareketini temsil eden legal partilerin geleneksel oy sayısı 350-400 bin civarında. Yani sadece Kürtlerin oy verdiğini kabul etsek dahi – ki yapılan ittifaklardan, çeşitli toplumsal kesimlerden alınan destek göz önüne alındığında bu tespit, bir hayli yanıltıcı olur- İstanbul’daki Kürtler arasında HDP’nin aldığı oyun yüzde 15-16 bandında seyrettiğini görürüz. (Burada çok muhtemel ki Kürtler arası destek oranı yüzde 12-13 bandındadır.) Demirtaş kampanyasında oy sayısının 650 bine çıkarılmasıyla bu desteğin bir miktar yukarı çekildiği söylenilebilir. İstanbul’daki bu yetersizliği ve başarısızlığı açıklamak için bulunan ‘siyasi’ açıklamalardan bir tanesi aslında başarısızlığın siyasi-düşünsel sebebini de kısmen ortaya koyuyor: İstanbul’daki Kürtlerin asimile olduğu fikri.

Oysa yürüttüğüm saha çalışmamın sonuçları ise bu görüşün tam aksi yönünde. İstanbul ve öteki Türkiye metropollerinde özellikle zorunlu göç sonrası sayıları bir hayli artan (Ankara, İzmir, Adana ve Mersin) yaşayan Kürtler kültürel, dilsel farkve Türk milliyetçiliğiyle belki de en çok karşılaşan gruplar. Kürdistan’da yaşayan Kürtlerin aksine öteki ile karşılaşması, teması, muhabbeti ve kavgası en çok olan grup. Bu sebepten de İstanbul’da ve öteki metropollerdeki Kürt kimliği Kürt illerindeki Kürt kimliğinden farklı olarak bu karşılaşmalar tarafından daha çok belirleniyor. Ve bu durum farklı bir Kürtlük inşasına işaret ediyor, illa asimilasyona değil. İçerisinde şehirde yaşamanın sosyo-ekonomik, kültürel ve dilsel zorluklarını barındıran, emek süreçleriyle şekillenmiş bir Kürtlük inşası söz konusu. Ve temel parametreleri en az kimlik ya da anadil kadar, kent mekânı, sosyo ekonomik ilişkiler ve eşitsizlikler tarafından şekillendirilmiş bir Kürtlük.

AKP’nin Başarısının Başlıca Sebepleri

Metropollerdeki Sünni Kürtlerin oylarının ciddi bir kısmının AKP’ye gittiği bir sır değil. Sınıfı bir statüye çeviren ve Kemalist elitlere yönelmiş sınıfsal tepkinin tabiri caizse ‘ekmeğini yiyen’ AKP’nin başarısının sebeplerinden en önemlileri kabaca şunlar:

  1. AKP’nin Kürt hareketinin kazanımları ve çözüm sürecini kendi başarısı gibi sunması.
  2. İslam Kardeşliği söylemi ile geleneksel Türk milliyetçiliğinden kendini sıyırmaya çalışması ve daha kapsayıcı olması. Mahallelerde din özgürlüğü söylemi ile tarikat örgütlenmelerini serbest bırakması ve dolayısıyla bu tip ağlardan çok ciddi bir destek alması. Bir “bir arada yaşam projesi olarak” İslam kardeşliğini ön plana sürmesi.
  3. AKP’nin ev ve iş yeri ziyaretleriyle seçmene ‘önemsendiğini’ hissettirmesi.
  4. CHP ve Türk milliyetçiliğinden ağzı yanan Kürtler için Türk milliyetçiliğine oynayan bütün sağ-sol partilerin 1990’lı yılların hafızasını taşıması.
  5. AKP’nin kent ve iktidar rantını çok iyi dağıtarak sadece Kürtlerden değil tüm kesimlerden çok ciddi destek alması.
  6. AKP’nin sosyal yardımlar ve politikalar – sadaka diye aşağılanan kömür yardımı, engellilere yardım, sağlık sigortası, yeşil kart uygulamaları- yoluyla emekçilerin, yoksulların ve özellikle ev ekonomisini yürüten kadınların desteğini alması.
  7. Kürtler arasında, mahallelerdeki HDP varlığının etnik çatışmayı besleyeceği ve faşist saldırıları arttıracağı korkusu.

Seçim İçin Birkaç Somut Öneri ((En başta söylediğim gibi bu öneriler benim saha çalışması yaptığım ve daha somut öneriler sunabileceğim metropol Kürtleri ve emekçiler alanından gelmektedir. Buna benzer öneriler HDP çevrelerinde muhakkak ki tartışılmaktadır ve bildiğim ölçüde o tartışmalardan da beslenmektedir. Daha genel öneriler ise bu yazının kapsamı dışında tutulmuştur.))

Hegemonyasını bu kadar sağlamlaştırmış bir partiyle mücadele etmenin yollarıysa somut durumun analizini yapmaktan ve buna göre siyaset üretmekten geçiyor. Zorunlu göçle 1994’te Siirt’ten İstanbul’a gelen ve 2014 yerel seçimlerden önce sohbet ettiğim bir Kürt işçinin HDP’ye ilişkin değerlendirmesi durumu gayet iyi açıklıyor: “Sen diyorsun anadil, anadil Kürdistan’da tutar; anadili, eğitimi yine söyle ama İstanbul’da ekmekten bahsedeceksin kardeşim, aştan ekmekten bahsetmezsen kimse dinlemez seni burada.” Metropoller özelinde sınıfsallaşmış bir kimlikten/Kürtlükten ve de özellikle 90’lardaki zorunlu göç ile sonrasında süregiden emek göçü ile Kürtleşmiş bir işçi sınıfından bahsediyoruz.

Özellikle belirtmek gerekir ki, Kürdistan ve Türkiye metropollerindeki bu farklı kimlik kurguları birbirini dışlamaz. Gerektirdikleri siyaset biçimleri farklı olsa da aralarında çok ciddi paralellikler bulunmaktadır. Ancak bu farklılıklar ve siyasi tezahürleri yok sayıldığı takdirde bugüne kadar olduğu gibi metropollerdeki Kürtlerden oy ya da destek beklemek biraz güç olacaktır.

Seçimlerde şehirlerin yükünü çeken milyonlarca Kürt emekçiye neoliberalizmi anlatmak, teorik kavramlarla konuşmak yerine işçilerin yevmiyeli işlerde sigortasız çalıştırılmasını engelleyecek, paralarının keyfi bir şekilde ödenmemesini engelleyecek, taşeronlaşmaya ve güvencesiz işlere ve hayatlara karşı yapısal düzenlemeler öneren somut siyasî öneriler, bir ilk adım olabilir. AKP’nin sosyal yardım politikalarını ‘sadaka’ diye yargılayıp bundan yararlanan Kürt ve Türk seçmenleri gücendirmek yerine, vatandaşlık gelirini konuşmak ve tartışmak, yoksulların ve emekçilerin yakıt giderlerini devletin karşılayacağı yapısal düzenlemeler vaad etmek bir başka önemli adımdır. Çözüm süreci de ilerlediğine göre devletin ordu için ayırdığı bütçe ve harcadığı paralar bahsi geçen sosyal politika harcamalarını rahatlıkla karşılayacaktır! Aştan, ekmekten bahsetmeden, somut siyasi ve sosyo-ekonomik önerilerle gitmeden AKP’nin ikna ettiği emekçileri HDP’nin yanına çekmek hayal olur.

Bunun dışında İstanbul’daki Kürtler arasında şöyle bir durumdan bahsetmek mümkün: Görüşmelerim boyunca AKP’ye oy veren ve bu partinin etnik çatışmanın önünde bir engel olduğunu düşünen Kürtler dahi HDP’nin bir parti olarak mecliste olmasından son derece memnun olduklarını söylediler. HDP’ye oy vermeme sebepleri çoğu zaman mahallelerdeki HDP varlığının etnik çatışmayı besleyeceği korkusu olan AKP’li Kürtler, mecliste Kürtlerin temsil edilmesini çok önemli bulmaktadır. Bu sebepten ötürü, seçim barajını aşmanın ve yıkmanın aslında bir varlık-yokluk savaşı olduğu vurgulanmalıdır. Anti-AKP’ci ya da anti-CHP’ci bir dilin hiçbir işe yaramadığı önceki seçim tecrübelerinde görülmüştür. Seçim barajının altında kalınması durumunda Kürtlerin ve ezilenlerin temsilinin sona ereceği net bir dille anlatılmalıdır.

Ve son olarak en acil mesele ortada durmakta. İstanbul’a (ve birçok metropole, tatil beldesine, sanayi bölgesine) neredeyse bütün Kürt illerinden gelen inanılmaz büyük bir dönemsel emek göçü var. Bunun yanında kırsal kesime doğru yaşanan mevsimlik tarım işçiliği var. Toplamda en azından yüzbinlerle ifade edebileceğimiz çok büyük bir göçten bahsediyoruz. Seçimlerin yapılacağı 7 Haziran tarihi yaza denk gelmekte. Kentte ya da kırda dönemsel/mevsimlik işlerde çalışan Kürt emekçilerin evlerinde, memleketlerinde olmayacağı bir tarih 7 Haziran. Dolayısıyla HDP’nin özellikle çok yoğun oy aldığı genç işçiler arasında ikametgah değişikliği konusunda çok acil ve iyi örgütlemiş bir çalışma yapması gerekliliği hem demokratik bir sivil haklar sorunu hem de seçim barajını aşmanın en önemli şartı olarak ortada durmakta. Barajı aşmış bir HDP’nin ise Türkiye siyasetinde nelerin aşılmasına vesile olacağı ve hangi yeni siyasi muhalefet imkanlarını açacağı ise yeni dönemin en heyecan verici konularından biri olacaktır.

Bu yazı, 22 Şubat 2015 tarihinde Özgür Gündem gazetesinde yayınlanmıştır.