“Fis Köyünden Kobanê’ye Kürt Özgürlük Hareketi” Kitabına Dair Eleştirel Bir Değerlendirme
Güllistan Yarkın

Ergun Aydınoğlu’nun 2014 yılının Aralık ayında Versus Yayınları tarafından yayımlanan Fis Köyünden Kobanê’ye Kürt Özgürlük Hareketi adlı kitabı, 1978’de kurulan PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ve PKK ile dayanışma içinde olan Kürt siyasi partilerini tarihsel bir izlek çerçevesinde ele almaktadır. Kitap, ağırlıklı olarak Abdullah Öcalan’ın kaleme aldığı metinlere, PKK’nin bildirileri gibi birincil kaynaklara ve Kürt hareketinin politik tarihi ve kurumsal yapısına ilişkin yazılmış ikincil kaynaklara dayanmaktadır. Kitap 10 bölümden oluşmaktadır. Her bölümde yazar, Kürt hareketinin tarihsel süreç içinde gelişen ve dönüşen politikalarını, değişen kurumsal yapısını ve ideolojisini kendi perspektifiyle, farklı argüman ve yorumlarla okuyucuya sunmaktadır. Bu yazıda Aydınoğlu’nun öne sürdüğü argümanların bazıları değerlendirilecektir.

Aydınoğlu tarafından kaleme alınan kitabın önsözünde kitabın “iki öncül önerme”si olduğu ifade edilmiştir. Yazara göre bunlardan birincisi: “… PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Weberyan anlamda bir karizmatik lider olarak ele alınması” gerektiğidir (s.8). İkinci öncül önerme ise  “… ‘Bağımsız Kürdistan’, Kürtler için hâlâ dev bir ütopya potansiyelini ifade etmeyi sürdürmektedir” (s.10) şeklinde ifade edilmiştir. Abdullah Öcalan’ın karizmatik bir lider olduğu önermesi kitabın ilerleyen kısmında tartışılırken, Kürtlerin bağımsız Kürdistan’ı hâlâ hayal ettiğine ilişkin önermesi kitabın ilerleyen kısmında Kürtler açısından değil, Kürt hareketinin siyasi çizgisi ve söylemleri açısından tartışılmaktadır. Yazar bu kitabında Kürtlerle veya Kürtlerin görüşleriyle ilgili olarak herhangi bir alan araştırması veya etnografik çalışma yürütmemiştir. Dolayısıyla önsözde dile getirilen ikinci önerme kitapta belirtildiği şekilde kapsamlı biçimde ele alınmamış ve sadece bir öneri olarak bırakılmıştır.

Öcalan 1978 yılında kaleme aldığı Kürdistan Devriminin Yolu-Manifesto‘da, “Kürdistan Devrimi için, işçi-köylü ittifakı, temel önemde bir ittifak olup, milli demokratik devrimin başarıya gitmesinin vazgeçilmez koşuludur” ifadesine yer vermiştir. Manifesto’nun başka bir yerinde ise, “Proletaryanın ideolojik-politik önderliği olmadan da, işçi-köylü temel ittifakı gerçekleşemez” (Öcalan, 1978) denmiştir. Aydınoğlu ise dile getirilen işçi-köylü ittifakıyla bağımsız ve birleşik bir Kürdistan’ın kurulacağına dair yapılan vurguyu ve “proletaryanın ideolojik-politik önderliği” ile bu ittifakın gerçekleştirileceği ifadesini “Stalinci Marksizmin klişeleri” olarak değerlendirmektedir (s.69). Aydınoğlu’na göre:

PKK’nin ilk programatik belgesinde yer alan sınıfsal temel ve ittifaklara ilişkin bu değerlendirmeler, dönemin Türk ve Kürt soluna egemen olan Stalinci Marksizmin klişeleri, daha doğrusu propagandaya yönelik bir retoriğin unsurları olarak nitelenebilir. Gerçekte ne “proletaryanın ideolojik-politik önderliği”nin ne de “işçi köylü ittifakı”nın PKK gibi bir örgüt için başından beri bir anlamı yoktur. Bu örgütün işçi hareketlerinin öncülerini kazanmak, sendika ve benzeri kitle örgütleri aracılığıyla sınıfı devrim mücadelesinde seferber etmek gibi hedefleri hiçbir zaman olmamıştır. Dolayısıyla bu ifadelerin PKK’nin stratejik yönelişini açıklayan bir yanı yoktur (ss.69-70).

Kitabının başında PKK’nin işçi-köylü ittifakına yaptığı vurguyu klişe olarak değerlendiren Aydınoğlu,  kitabının ilerleyen kısımlarında PKK’nin yoksul Kürt solcuları tarafından kurulduğunu ve ağırlıklı olarak işçiler, köylüler ve yoksulları kapsayan Kürt plebleri örgütlediğini ifade etmektedir. Bugün bu sınıfsal kompozisyonun da devamlılığını koruduğunu dile getirmektedir (ss. 180-181). Aydınoğlu, PKK’nin sınıfsal kompozisyonu hakkında yukarıdaki ifadesiyle tamamen ters bir argüman öne sürmekte ve dolayısıyla argümanları birbiriyle çelişmektedir.

Bugün Aydınoğlu’nun “klişe” olarak adlandırdığı işçi-köylü ittifakına ilişkin olarak ise şunları söylemek mümkündür. Bilindiği üzere, 20. yüzyılda Çin, Vietnam, Küba, Cezayir ve Angola gibi ülkelerde ortaya çıkan birçok sosyalist ulusal kurtuluş hareketi, parti ve gerilla ordusu formunda örgütlenmişlerdir. Bu hareketler sınıf ittifakları üzerinden devlet iktidarlarını ele geçirerek sömürgeciliği ortadan kaldırmayı ve sosyalist bir dünya kurmayı hedeflemiştir. Önemli bir bölümü devlet iktidarını ele geçirerek Fransız, İngiliz ve diğer işgalci sömürge devletlerini topraklarından çıkarmayı başarmıştır. Ulusal kurtuluşçu gerilla ordularının sömürgecilikle mücadelelerindeki başarılarının altında yatan en önemli neden John Walton ve Jeff Goodwin’in dünyanın farklı bölgelerindeki ulusal kurtuluş hareketlerine dair çalışmalarının gösterdiği üzere işçiler ve köylüler arasında yarattıkları sınıf ittifaklarıdır (Walton, 1984; Goodwin, 2001). Dolayısıyla işçi-köylü ittifakı vurgusu bir klişe olmaktan ziyade dünya tarihinde iz bırakan, birçok farklı coğrafyada toplumsal eşitsizlikleri dönüştüren ve işgalci sömürgeciliği ortadan kaldıran bir sınıf ittifakı olarak karşımıza çıkmaktadır.

PKK’nin, Aydınoğlu’nun yukarıdaki alıntıda ifade ettiği gibi “proletaryanın ideolojik-politik önderliği”ni kurma amacını gerçekleştiremediği bugün bilinen bir gerçektir. Fakat proletaryanın ideolojik-politik önderliğinin gerçekleştirilmemiş olması, Aydınoğlu’nun ifadesiyle “işçi hareketlerinin öncülerini kazanmak” veya sendikalarda örgütlenme amacının olmadığı anlamına gelmemektedir. Abdullah Öcalan 1978 yılında, Kürdistan Devriminin Yolu-Manifesto’da Kürt proletaryası ile ilgili olarak şunları dile getirmiştir:

Kürdistan’da, Türk kapitalizminin gelişmesine paralel olarak bir Kürt proletaryası da gelişmeye başladı. Kürt proletaryası, Kürt burjuvazisi ile bir çelişki içinde doğmadı. Daha çok Kürdistan’daki Türk devlet işletmelerinde doğdu. Kürt kapitalizmi şartlarında değil, sömürgeci Türk devlet kapitalizmi şartlarında ortaya çıktı. Bu nedenle, Kürt proletaryası, Kürt burjuvalarından hem erken doğdu, hem de sayı ve nitelik olarak ondan daha güçlüdür (Öcalan, 1978).

Buradaki çıkarımlara paralel olarak Kürt hareketine bağlı sendikacıların ağırlıklı olarak devlet işletmelerinde örgütlendiği görülmektedir. PKK kurucu kadrolarında yer alan Selahattin Çelik, 1970’li yıllarının sonlarında PKK’nin 1 Mayıs gösterilerine kitlesiyle katıldığını, hem Batman’da Türk devletinin en büyük petrol şirketlerinde -Türkiye Petrolleri- hem de Ceylanpınar’da Türk devleti kontrolündeki Devlet Üretme Çiftliğinde işçileri örgütleme faaliyetleri yürüttüğünü dile getirmiştir. Çelik bu süreçte özellikle bu bölgelerde bazı sendika seçimlerinin kazanıldığını ifade etmektedir (Çelik, 2000, s.43). 90’lı yıllara gelindiğinde ise PKK çizgisindeki sendikacıların Yurtsever Emekçiler adıyla KESK içinde örgütlendiği görülmektedir. KESK içinde örgütlenen Yurtsever Emekçiler, Kürt sendikacılar tarafından 1992 yılında kurulmuştur. Ağırlıklı olarak BES, Eğitim Sen, ESM, DİVES, Haber-Sen, SES, Tüm Bel-Sen gibi KESK’e bağlı sendikalar içinde örgütlenilmiştir. Bunun dışında Yurtsever Emekçilerin, DİSK ve Türk İş’e bağlı bazı sendikalar içinde örgütlendikleri de görülmektedir. 90’lı yıllarda Yurtsever Emekçiler içinde örgütlenen birçok sendikacı, devlet şiddetine maruz kalmış ve 1992-1999 yılları arasında Yurtsever Emekçilerin kurucularından Necati Aydın, Zübeyyir Akkoç ve Hamit Pamuk’un da dâhil olduğu 36 sendikacı öldürülmüştür. Gene aynı dönemde Tüm Sağlık-Sen’in Diyarbakır şubesinden 30 sendikacı ve Dersim şubesinden 8 sendikacı sürgün edilmiştir (Özdoğan, 2015).

Kürt sendikacılarının faaliyetlerinden ve öldürülmelerinden kitabında hiç bahsetmeyen Aydınoğlu, 90’lardan günümüze faaliyette olan yasal Kürt partilerine ilişkin olarak ise bu partilerin farklı bir sınıfsal kompozisyonu temsil ettiğini iddia etmektedir. Aydınoğlu’na göre yasal Kürt partileri “… deyim yerindeyse Kürt pleblerinin yanı sıra, daha başka toplumsal kesimlerin, Kürt aydınlarının, şehirli orta sınıfların ve daha da ötede Kürt sermaye sahiplerinin siyasal ve toplumsal mücadeleye katılmalarına olanak sağlamıştır” (s. 180). Yazara göre yasal Kürt partilerinin bu farklı sınıflar arasında “Kürtlerin demokratik haklarının gerçekleştirilmesi temelinde bir ittifakı temsil ettiği söylenebilir” (s. 180).  Ayndınoğlu’na göre:

… söz konusu ittifakta politik öncülük kesin bir şekilde PKK’dedir. Ama orta sınıfların ve sermaye sahiplerinin temsilcileri bu öncülüğü, Öcalan’ın tartışılmaz liderliğini, onun ismi etrafında oluşturulan kültün dokunulmazlığını, daha da ötede yasal partilerin genel bir “sol” söyleme sahip olmasını kabul ederken; bunun karşılığında PKK de, ismindeki “işçi”, programındaki “sosyalizm” sözcüklerine rağmen, çalışanların demokratik mücadelesi konusunu, bilinmeyen bir geleceğe ertelemektedir. Bu durumda, çalışma yaşamına ilişkin kimi konularda acil müdahalenin kaçınılmaz olduğu durumlarda bile, PKK militanları, yapacakları her şeyi konuyla ilişkili Kürt sermaye sahipleriyle uyum ve konsensüs içinde yapmak durumundadırlar. Sonuç olarak, Kürt özgürlük hareketinin milyonlarla ifade edilen kitlesinin neo-liberal kapitalizmin yıkıcılığını her an yaşadığı ve buna karşı gösterdiği uysallık dikkate alındığında, söz konusu yazılı olmayan sözleşmenin, Kürt sermaye sahiplerinin ekonomik çıkarlarının korunması üzerine inşa edildiği söylenebilir (ss.181-182).

Yukarıdaki alıntıda Aydınoğlu, Kürt kitlelerin neo-liberal kapitalizmin yıkıcılığına uysallık gösterdiklerini iddia etmektedir. Bu uysallığı ise Kürt hareketinin Kürt sermaye sahipleri ile konsensüs kurmuş olmaları olarak nedenselleştirmiştir. Aydınoğlu, söz konusu konsensüs ve yazılı olmayan sözleşmeyi ampirik veriler ile kanıtlamamakta ve militanların sermayedarlarla olan işbirliğine dair hiçbir örnek vermemektedir. Burada şu sorular ortaya çıkmaktadır: Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt sermaye sahiplerinin ekonomik çıkarlarını nasıl korumaktadır? Sermayedarlar ve hareket arasındaki yazılı olmayan sözleşmeyi Aydınoğlu hangi verilere ve olgulara dayandırmaktadır? Bu sorular kitapta cevaplandırılmamıştır.

Bilindiği üzere, 2005 yılında PKK yeniden inşa olarak adlandırılan 9. kongresini düzenlemiştir. Bu kongrede “Cinsiyet özgürlükçü demokratik ekolojik toplum”un yaratılması PKK’nin yeni amacı olarak tanımlanmıştır. Devlet iktidarını hedeflemeyen, öz-yönetimi, kadın özgürlüğünü, ekolojiyi ve anti-kapitalist bir ekonomiyi esas alan demokrasiyi gerçekleştirmeyi amaçlayan Demokratik Konfederalizm, PKK’nin yeni amacı olarak sunulmuştur. PKK’nin amacı artık yeni bir ulus devlet yaratmak değil; fabrikaları, köyleri ve mahalleleri de içeren bütün toplumsal mêkanlarda anti-kapitalist komünler kurmak olarak belirlenmiştir (PKK, 2005). Bununla birlikte bölgedeki bazı belediyelerin, örneğin Osman Baydemir yönetimindeki Diyarbakır Belediyesinin devlet ve sermayedarlar ile işbirliği içinde bazı neo-liberal politikaları hayata geçirdiği ortadadır. Örneğin 2009 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, TOKİ ve Diyarbakır valiliği ile kentsel dönüşüm projesi ortak protokolünü imzalamıştır (Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, 2011). Diyarbakır Suriçi’ndeki Alipaşa mahallesindeki evlerin bir bölümü yıkılmıştır. Orada yaşayan yoksul halk, belediye ve TOKİ işbirliğiyle yerinden edilmiştir ve birçok insanın yıkılmayan evlerde hâlâ ikamet etmeye devam ettiği bu mahalle moloz kalıntıları ve diğer atıklarla büyük bir çöplüğe dönüştürülmüştür (Özgür Gündem, 17 Ağustos  2013). Kırklar Dağı’nın imara açılması da Suriçi’ndeki yıkım ve yerinden etmeler gibi Diyarbakır halkının muhalefeti ile karşılaşmıştır. Bu muhalefetin ardından DTK Eş-başkanı Selma Irmak, Kırklar Dağı projesiyle ilgili olarak şu demeci vermiştir: “Bizler kendi ellerimizle bunları yaptık. Bu gerçeklikle yüzleşmeli ve bunu açığa çıkartmalıyız. Bu sorunun üstünü ne kadar örtersek, o kadar çevreye pis kokular yayacaktır, bunun üstünün kapatılması söz konusu olamaz” (Irmak, 23 Aralık 2014).

Sermaye ile işbirliğini ifade eden bu tarz politikaların varlığı ortadayken, PKK’li gerillaların güvenlik barajlarına ve HES’lerin şantiyelerine dönük birçok sabotaj eylemi gerçekleştirdiği de görülmektedir. PKK’liler Siirt, Karlıova, Erciş ve Van gibi birçok yerde HES şantiyelerindeki sermayedarlara ait iş araçlarını, arabaları yakma, güvenlik görevlilerini alı koyma gibi birçok eylem gerçekleştirmiştir (Habertürk, 1 Ağustos 2014; Hakkari Haber, 7 Kasım 2011; İHA, 11 Ağustos 2014). Sadece HES’lere dönük olarak değil, aynı zamanda birçok noktada maden ocaklarını basma, sondaj makinelerini ateşe verme (Gazete Vatan, 19 Eylül 2011), şantiye binasını ateşe verme, şantiye araçlarını yakmak (Milliyet, 6 Ağustos 2011) gibi sermayedarlara dönük birçok şiddet eylemi düzenlemiştir. Bunlara ek olarak başta Dersim bölgesi olmak üzere Siirt gibi birçok yerde av yasağı ilan edilmiştir (Bugün, 5 Aralık 2014; Milliyet, 24 Ekim 2013). PKK’nin yürüttüğü bu tarz şiddetli eylemlere ek olarak, bazı grupların Gever’de (Yeğin, 2011),  Qamişlo’da (Çimen, 2014), komünler kurduğu ve özellikle Suriye ulus-devlet iktidarının çok güç kaybettiği Rojava’daki birçok kantonda komünalist ve anti-kapitalist ekonomiyi kurmayı hedefleyen projeleri hayata geçirdikleri (Özgür Gündem, 7 Mart 2015) görülmektedir. Dolayısıyla Kürt hareketinin kapitalizm ve sermayedarlarla kurduğu ilişkinin homojen bir ilişki veya kemikleşmiş bir ittifak ilişkisi olmadığı ortadadır. Bugün bu heterojen ilişkilenme biçiminin ve bunun nedenlerinin derinlikli ve uzun vadeli alan araştırmalarıyla ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Bunlara ek olarak Aydınoğlu’na göre KCK sözleşmesi ve Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm projesi  “etnik özellik” taşımaktadır. Çünkü projenin özneleri Kürtler olarak tanımlanmıştır (s.167). “…Demokratik Konfederalizm, Kürt halkının kendi demokrasisini kurma ve kendi toplumsal sistemini organize etme hareketidir” denerek, demokrasiye etnik bir özellik katılmaktadır (s.168). Öcalan’ın Demokratik Özerklik adlı çalışmasında Hatay veya Adana’da da demokratik özerklik kurulabileceğini ifade etmiştir ve ardından “Orada Araplar kendilerini ağırlıklı ifade ederler” ifadesini kullanmıştır. Bu ifadeye dayanarak Aydınoğlu: “Örneğin Hatay/Adana yöresinde uygulanmasından söz ederken, toplumsal özne olarak o yöredeki halkı değil, Arapları ön plana çıkarmaktadır” (s. 175) yorumunu yapmıştır. Aydınoğlu’na göre projelerde halk değil Kürtler, Araplar ön plana çıkarıldığı için PKK etnik bir proje öne sürmektedir. Burada Aydınoğlu “Araplar”, “Kürtler” ifadesini “halk” kavramının dışına atmış ve halk kavramını etnik ilişkilerden azade bir kavram olarak kullanmıştır. Etnik-kültürel-dilsel farklılıkları görmezden gelmeyen anlayışı “etnik” olarak tanımlayan Aydınoğlu, Türkçe tekil bir kelime olan “halk” kelimesini kullanarak etnisiteler üstü bir çözüm getirdiğini varsaymakta ve ulus-devletin Türklük projesinin tekçi anlayışını yeniden üretmektedir.

Bilindiği üzere Demokratik Konfederalizm paradigması pratikte bugün Rojava’da hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu anayasada ne tek bir etnik gruba vurgu yapıldığı ne de Aydınoğlu’nun ifade ettiği gibi soyut bir tekil “halk” kavramıyla etnik farklılıkların görmezden gelindiği görülmektedir. Rojava Anayasası’nın Rojava’da yaşayan tüm halkların ortak metni olarak kaleme alındığı görülmektedir.

Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için. Demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için. Kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için. Savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuri ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz (Rojava Anayasası, 2014).

Demokratik Konfederalizm paradigmasını etnik bulan Aydınoğlu, Öcalan’ın İmralı’da kaleme aldığı metinleri anlaşılması zor metinler olarak değerlendirmektedir. Aydınoğlu’na göre “Öcalan’ın İmralı’da ortaya çıkardığı devasa teorik malzemedeki analitik yönlendirici çizgi yokluğu, tekrarlar, olmadık yerlerde kendisini gösteren komplo teorisi malzemeleri, ‘Öcalan Külliyatı’nı anlamak isteyen okuyucu için büyük açmazları ifade eder” (ss. 136-137). “… Öcalan’ın “tarihsel temel”i açıklama eğilimi, okuyucularına bir şeyler açıklamaktan çok, onların kafalarını karıştırır…” (s.139). Aydınoğlu’na göre Öcalan tarihsel dönüşümü ele almakta yetersizdir ve teorik çözümlemeleri “aşırı iddialı”, “yeterince açıklanamayan” ve “kimileri adeta keyfi bir şekilde ileri sürüldüğü izlenimini veren” çözümlemelerdir (s.158). Bu iddiaları dile getiren yazar, kitabın başka bir yerinde şu ifadelere yer vermiştir: “Öcalan’ın durumunda, Kürtler onu tüm halkının kaderini değiştiren bir tarihsel kazanımın yapıcısı, öncüsü, mimarı vb. olarak görmektedir” (s.48).  Burada ortaya çıkan soru şudur: Kürtler “aşırı iddialı”, “yeterince açıklanamayan”, “yanıltıcı”  ve “geçersiz” çözümlemelerde bulunan birini neden “tarihsel bir kazanımın yapıcısı”, “öncüsü” ve “mimarı” olarak görmektedirler?

Tashih: Harun Ercan

Kaynaklar

Bugün (5 Aralık 2014) PKK, Tunceli’de Av Yasağı İlan Etti. http://www.bugun.com.tr/gundem/simdi-de-buna-curet-etti-haberi/1379574

Çelik, S. (2000). Ağrı Dağını Taşımak Kürt halk direnişi siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal sonuçları. İtalya: Zambon Verlag.

Çimen, Ahmet. (2014). Yaparsa Devrim Yapar. http://www.ozgur-gundem.com/?haberID=114724&haberBaslik=Qam%C4%B1%C5%9Flo%E2%80%99da%20kom%C3%BCnler%20%C3%A7%C3%B6z%C3%BCm%20yarat%C4%B1yor&action=haber_detay&module=nuce

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (2011) http://diyarbakir-bld.gov.tr/newsdetail.aspx?id=4388&natid=0

Gazete Vatan (19 Eylül 2011). PKK’lılar Maden Ocağı Bastı. http://www.gazetevatan.com/pkk-lilar-maden-ocagi-basti–400663-gundem/

Goodwin, J. (2001). No Other Way Out – States And Revolutionary Movements, 1945-1991. New York: Cambridge University Press.

Haber Türk (1 Ağustos, 2014). PKK HES Şantiyesini Bastı.  http://tv.haberturk.com/gundem/video/pkk-hes-santiyesini-basti/122399

Hakkari Haber (7 Kasım, 2011). PKK HES Şantiyesini Bastı. http://www.hakkarihabertv.com/pkk-hes-sentiyesini-basti-8555h.htm

Irmak, Selma (23 Aralık, 2014). DTK Eş Başkanı Irmak: Kırklar Dağı Sorununu Örtersek Pis Kokular Yayılır http://bianet.org/bianet/toplum/161011-dtk-es-baskani-irmak-kirklar-dagi-sorununu-ortersek-pis-kokular-yayilir

İHA (11 Ağustos, 2014). PKK Muş’ta Şantiye Bastı. http://www.iha.com.tr/haber-pkk-musta-santiye-basti-381244/

Milliyet (6 Ağustos, 2011). Teröristler Tunceli’de Maden Ocağını Basıp Makineleri Yaktı. http://www.milliyet.com.tr/teroristler-tunceli-de-maden-ocagini-basip-makineleri-yakti/gundem/gundemdetay/07.08.2011/1423539/default.htm

Milliyet (24 Ekim, 2013). Siirt’te PKK’dan Av Yasağı. http://www.milliyet.com.tr/siirt-te-pkk-dan-av-yasagi/gundem/detay/1781680/default.htm

Öcalan, A. (1978). Kürdistan Devriminin Yolu (Manifesto), Weşanen Serxwebun 24, Herausgeber: Agri Verlag Vogelsanger Str. 286 D-50825 Koln

Özdoğan, K. (2015). Yurtsever Emekçiler, Toplum ve Kuram Lêkolîn û Xebatên Kurdî, Sayı:10.

Özgür Gündem (17 Ağustos, 2013). Tarihi Suriçi Çöplüğe Döndü. http://www.ozgurgundem.com/?haberID=81058&haberBaslik=Tarihi%20Suri%C3%A7i%20%C3%A7%C3%B6pl%C3%BC%C4%9Fe%20d%C3%B6nd%C3%BC&action=haber_detay&module=nuce

Özgür Gündem (7 Mart 2015). Rojava Komünleri Nisan’da Meyve Vermeye Başlıyor. http://www.ozgur-gundem.com/?haberID=127669&haberBaslik=Rojava%20kom%C3%BCnleri%20nisanda%20meyve%20vermeye%20ba%C5%9Fl%C4%B1yor&action=haber_detay&module=nuce

Rojava Anayasası (2014). Rojava Anayasası, Rojava Toplumsal Sözleşmesi. http://civiroglu.net/rojava-toplumsal-sozlesmesi/

Walton, J. 1984. Reluctant Rebels Comparative Studies of Revolution and Underdevelopment. New York: Columbia University Press.

Yeğin, Metin (2011). Gever Komünleri. http://www.sendika.org/2011/03/gever-komunleri-metin-yegin-emek-dunyasi/