“Başka bir kuşak geldi, sorunun konumunu değiştirdi.”
–J. P. Sartre (Fanon’un ‘Yeryüzünün Lanetlileri’ne yazdığı önsözden)

Okumakta olduğunuz bu metin, hazırlıkları İstanbul’da sürdürülen, sosyal bilimlerin tüm disiplinlerine ve oluşumlarına yer vermeyi amaçlayan, 3 ayda bir yayınlanacak yeni bir kuramsal derginin yazarlarına ve okurlarına yönelik davet mektubudur. Toplum ve Kuram adıyla yayınlanacak olan bu derginin yola çıkış nedenlerini, hedeflediklerini ve yayın çerçevesini açıklamaya çalışacak olan bu metin, derginin yayın hayatına başlamasını kolaylaştırmaya çalışan ilk yayın kadrosu tarafından kaleme alınmıştır ve içerdiği tüm önermeleri ile birlikte tartışılmaya ve geliştirilmeye açık bir biçimde dikkatinize sunulmaktadır.

Türkiye’de sosyal bilimler mümkün müdür?

Lizbon merkezli Gulbenkian Vakfı bünyesinde oluşturulan komisyon tarafından hazırlanan ve “Sosyal Bilimleri Açın: Sosyal Bilimlerin Yeniden Yapılanması Üzerine Rapor” başlığını taşıyan ufuk açıcı metin, yayınlandığı dönem olan 1990’lı yılların ikinci yarısında dünyanın farklı ülkelerinde sosyal bilimler alanında çalışan hemen herkes açısından son derece ilerici ve yenilikçi önerilerde bulunuyordu. Bu raporun esinlendirdiği birçok girişim, farklı ülkelerdeki sosyal bilim üretimini olumlu yönde etkiledi, etkilemeye de devam ediyor. Aynı dönem Türkiye’de de bu yönlü tartışmalar çoğalarak “Sosyal Bilimleri Yeniden Düşünmek” başlıklı sempozyumda derli toplu bir görünüme kavuşmuştu. Türkiye’de sosyal bilimlerin kuruluşu, gelişimi ve dönem koşulları ile gelecek perspektiflerinin masaya yatırıldığı sempozyumda, farklı dallardan katılımcılar açık bir fikir alışverişi zemininde sorunları masaya yatırmışlardı.

O süreçte bu tartışmayı takip eden ya da sonrasında o sürece göz atan birçoğumuzun dikkatini çeken şey, Türkiye’de sosyal bilimlerin masaya yatırıldığı böylesi bir platformda dahi ülkenin en ciddi ve yakıcı meselesinin, yani Kürt meselesinin ve sürmekte olan savaş halinin, bilimsel uğraşın ilgi ve çalışma alanı dışında tutulması konusunda gösterilen titizlik olmuştu. “Mesele”ye dair sergilenen suskunluk, Türkiye’de akademinin öteden bu yana taşıyageldiği sınırlılıklarına da işaret etmekteydi: sözü edilmedikçe “görünmez” olan bir halkın, sosyal bilimlerin kavram ve analiz evreninde yer alması zaten mümkün değildi. Dolayısıyla, “Kürt kimliği”, “Kürtler” ya da en basitinden coğrafi bir terim olarak “Kürdistan” gibi kavramlar, böylesi bir sempozyumda dahi, -sempozyumun kendi ifadesiyle- “üzerinde yeniden düşünülen” ve “yeni bir kavranışı”na ulaşılmaya çalışılan sosyal bilimlerin algı evreninde görünmez hale getirilmişti. Öte yandan bu örnek durumdaki suskunluğun, daha geniş ölçekli bir suskunluğun belirgin bir parçasından başka bir şey olmadığı da bilinmekteydi.

Bu durum, hiç şüphesiz çok temel ve insani bir motivasyonla, yani korku ile ilişkilidir. Bilim insanlarının kendi geleceklerinin ya da kariyerlerinin de ötesinde, can güvenliklerini dahi tehlikeye atabilecek bir çabaya, yani “suskunluğu bozma”ya ikna olmaları, Türkiye koşullarında, hele hele 1990’lı yıllar göz önüne alındığında oldukça radikal duruşları gerektirmekteydi. Öte yandan, ne Türkiye’de böylesi duruşları sergileyenlerin hiç olmadığından söz edilebilir, ne de baskı düzeyinin Türkiye ile benzer olduğu başka ülkelerde böylesi karşı çıkışların olmadığından. Bilimsel ahlak ve dürüstlük çabasının bazı evrensel örnekleri, bugün halen çalışmalarımıza ışık tutmaktadır. Toplum ve Kuram dergisinde bir araya gelenler olarak bizleri ilgilendiren ve böyle bir dergiyi yayın hayatına kazandırmak üzere motive eden temel sorun ise, Türkiye’de “düzen”in temel direklerinin, ülkenin zihinsel toprağında inebildiği bu ürkütücü derinliktir. Bu açıdan bizler, sosyal bilimlerin “açılım” sürecinin, bulunulan noktadan daha özgürlükçü bir düzeye yönelik olarak zorlanması gerektiğini ileri sürüyor ve bu çerçevede özellikle artık “Kürtlere yer açılması” gerektiğini vurguluyoruz. Aynı ölçüde artık Kürtlerin de sosyal bilimlere “açılması” gerekliliğinin altını çizerek, yayın hazırlıklarını sürdürdüğümüz dergimizi bu iki esasın üzerinde konumlandırıyoruz.

Toplum ve Kuram dergisi girişimi olarak, Türkiye’de sosyal bilimler alanında son yıllarda belirginleşmeye başlayan farklılaşma, çeşitlilik ve zengin tartışma ortamında Kürtlere ve Kürt meselesine yönelik artan ilgiyi memnuniyetle karşılamakla birlikte, bu ilgi çerçevesinde ortaya konan ürünlerin sağlıklı bir tasnife ve eleştiriye tabi tutulmadığı inancını taşıyoruz. Niyet ya da saklı amaçların okunması gibi anlamsız çabaları dışlayarak, önemli olanın, ortaya konan çalışmalarda Kürt toplumuna yönelik geliştirilen analizlerin, belirlemelerin ve kuramsal çalışmaların özgür bir ortamda, bilimsel kıstaslar gözetilerek tartışılması ve daha sağlıklı vargılara ulaşılması olduğunu düşünüyoruz. Kürtlerin, geleneksel olarak “kendilerini ifade edemeyen, ancak ifade edilebilenler” olarak gördüğü kabulün, her platformda reddedilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Kısacası bizleri bir araya getiren temel motivasyon, Türkiye’de Kürtleri dışarıda tutarak sürdürülmeye çalışılan sosyal bilimler alanındaki bilgi üretiminin, örgütlenmiş bir yalan üretimi faaliyeti olduğu inancıdır. Dolayısıyla bizler, bu örgütlü ve sistematik yalan üretimine karşı, yine örgütlü ve sistemli bir karşı koyuşu, Toplum ve Kuram dergisi ile birlikte harekete geçirmeyi hedeflemekteyiz. Bu çabayı ise ancak ve ancak bu sorunun farkında olan ve bununla bir biçimde mücadele etmeyi arzu edenlerle gerçekleştirebileceğimize inanmaktayız. Bizler, ancak böylesi bir çabanın Türkiye’de sosyal bilimleri mümkün kılabileceğini öne sürüyoruz.

Maveraünnehir’de birikenlerin izinde

Ece Ayhan’ın Meçhul Öğrenci Anıtı adlı şiirinde “devlet”e ve “tabiat”a sordurduğu “yanlış soru”, halen birçoğumuzun belleğinde canlıdır: “Maveraünnehir nereye dökülür?” diye sorar Ayhan ve şiir şu dizelerle devam eder:

En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:

-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

“Solgun bir halk çocukları ayaklanması” imgesinin Türkiye’de 1980 sonrası kuşağının zihninde çağrıştırdıkları, bu dergi girişimine ilhamını veren temel motivasyon olarak da görülebilir. “Kürt meselesi” olarak adlandırılan ve aslında mekansal ve zamansal uzamda çatışan modernleşme / uluslaşma süreçlerinin bir ürünü olarak da ele alınabilecek olan bu tarihsel olgu, bugün halen çözümlenmesi gereken bir yığın sorunla birlikte varlığını sürdürmektedir. Öte yandan, bu “ayaklanma”yla yan yana büyüyen, her yönüyle bu sürecin izlerini üzerinde taşıyan çocuklar, sessiz sedasız içine giriverdikleri üniversitelerde edindikleri birikim, deneyim ve mesleki becerileriyle birlikte, çözüm sürecinin büyük ölçüde dışına itilmiş vaziyette, çeşitli ölçeklerdeki bilimsel-akademik çalışmalarını dağınık bir biçimde sürdürmektedirler. Dergi projesi ile amaçlanan, işte bu konuda söyleyecek sözü olan, bu konuya kafa yoran ve bilimsel bir çaba vermek isteyen, sosyal bilimlerin tüm disiplinlerinden –statüleri ya da konumları gözetilmeksizin- bilim insanlarını ve adaylarını bir araya getirmektir. Dergi, kendisini böylesi bir iletişim ağında bir köprü olarak konumlandırmakta ve ortaya çıkacak metinler ile ürünlerin dolaşıma sokulduğu bir mecra haline gelmeyi hedeflemektedir.

Yöntem ve biçim

Toplum ve Kuram dergisi ile amaçlananları özetlemek gerekirse, parçalanmışlık realitesini göz önünde tutarak Kürt toplumunu sosyolojik, ekonomik, demografik, antropolojik, kültürel, politik ve tarihsel açılardan incelemek ve bu alanlarda derinlemesine, tutarlı ve bilimsel bilgiye ulaşmak; çeşitli toplumsal sorunlara ışık tutmak ve çözüm yollarını araştırmak; sosyal bilimler alanında çalışmayı hedefleyen yeni kuşağı bu yönde yüreklendirmek ve Kürtler üzerine parçalı olarak çalışma yürüten bilim insanları arasında bir köprü oluşturarak koordinasyonu sağlamaktır.

Bu açıdan dergi, her sayısında farklı bir başlığı dosya konusu olarak belirleyerek, ilgili başlık altındaki çalışmaları derli toplu bir biçimde bir araya getiren ve bu şekilde büyük başlıklar altında zayıf metinlerdense, ayrıntıya inen başlıklar altında güçlü metinleri teşvik eden bir biçimi tercih etmektedir. Bu şekilde, uygun dosya konuları çerçevesinde Kürt toplumunun bütünlüklü ve genel bir tasviri ile toplumsal değişim dinamiklerinin oynadıkları rolün ve sonuçlarının bilgisinin elde edilmesi; Kürt toplumunda tabakalaşma, sınıfların konumları, aralarındaki ilişkiler ile güncel siyasal süreçlerle toplumsal dinamiklerin etkileşiminin incelenmesi; göç, nüfus, yoksulluk, bölgeler arası gelişmişlik farkları, yerel yönetimler, kentleşme, dil, kalkınma, eğitim ve sağlık gibi alanlara dair tabloların belirginleştirilmesi; Kürt toplumunda yaşanan ideolojik ve siyasal dönüşüm dinamikleri ile toplumun siyasal iktidarla ve siyasetle kurduğu ilişkilerin araştırılması amaçlanmaktadır. Elbette her sayıda, belirli bir başlığa sahip dosyanın yanı sıra, kitap eleştirileri, çeviri metinler ve çeşitli disiplinlerden, yeni yeni araştırma konularını, tartışmaları teşvik eden ve önemli girdiler sağlayan bağımsız makalelere de yer verilecektir.

Toplum ve Kuram’ın ilk sayısı için düşünülen dosya konusu “Kürt toplumunda değişim dinamikleri ve sınıflar”dır. Bu dosya başlığı altında, yukarıda açıklanmaya çalışılan temalar ve alt başlıklar çerçevesinde değerlendirilebilecek nitelikte, bilimsel yayın yazım kriterlerini gözeten makalelere yer verilecektir. İlk sayı için belirlenen bu ana başlık ve altında yer alacak diğer başlıklar, bütünüyle tartışılmaya ve geliştirilmeye açıktır.

Son söz

F. Bacon’ın da belirttiği gibi, “gerçek, hata yapana karmaşaya düşenden daha yakındır”. Toplum ve Kuram dergisi girişimi olarak bizler de hataya düşmekten çekinmeksizin, bugünün karmaşasını dağıtmak adına, açıkça görünür hale gelmiş, ancak henüz dile getirilmemiş olanları sosyal bilimlerin sağladığı olanaklar çerçevesinde tartışmaya açmak istiyoruz. Elbette, kolektif çabamızın sadece bununla sınırlı kalmayarak, sosyal bilimlerde kuramsal açılımlara katkıda bulunmayı da içerecek şekilde genişlemesini arzu ediyoruz. Yeni kuramların ortaya çıkışının ön koşulunun bunalım olduğu bilgisini aklımızdan çıkarmayarak, toplumsal eşitlik ve özgürlük yolunda elimizden gelen katkıyı, umudun büyütülmesi ve bunalımın aşılması yolunda sarf edeceğimizi belirtmek istiyoruz.

Bu bağlamda çağrımız, davetimiz, bu metin boyunca açıklamaya çalıştığımız inceleme başlıklarını sahiplenen, araştıran, merak eden ve kendi problematiğinin izinden giden tüm sosyal bilimcilere yöneliktir. Bu başlıkları çoğaltmak ve zenginleştirmek üzere sizleri aramıza katılmaya; görüşlerinizi, önerilerinizi ve çalışmalarınızı paylaşmaya davet ediyoruz.

Selam ve saygılarımızla,
Toplum ve Kuram Dergisi