7 Haziran’ın Hakikati
Onur Günay

7 Haziran seçimlerinin en önemli sonucu Halkların Demokratik Partisi’nin 12 Eylül döneminin bir sonucu olan anti-demokratik seçim barajını yıkması oldu. AKP, yıllardır ciddi bir oy gaspıyla özellikle Kürt bölgesinden aldığı vekilleri alamayınca tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısını bile bulamadı. HDP ise Yeni Yaşam çağrısıyla 6 milyondan fazla oy aldı, bu sayede 2011 genel seçimlerinde aldığı oyun iki katından daha fazlasını aldı. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ciddi bir sıçrama yaratan Selahattin Demirtaş’ın aldığı oy sayısının (3.947.690) üstüne de 2 milyon 100 bin kadar yeni oy ekledi. Bu oyların nereden geldiğiyse birçok farklı mecrada iddiayla tartışılmaya başlandı.

AKP’li kanaat teknisyenlerinden cemaat medyasına kadar türlü türlü “uzmanlar”, bu artışın sebepleriyle ilgili manipülasyonlara daha ilk günden itibaren başladılar. Bilgi kirliğinin en net görülebileceği kaynakların başında Takvim, Akşam, Yeni Şafak, Akit, Star ve Sabah gibi iktidara yakın gazeteler yer aldı. 8 Haziran’da Akşam’ın manşetine göre Güneydoğu’da silah ve tehditle alınan oylara CHP kıyağı eklenince HDP barajı geçmişti. Seçimlere 3 gün kala, HDP’nin ağacı olan meşe ağacında sübliminal PKK mesajı gören Takvim’in 9 Haziran manşetiyse el yükseltti. Biji Etiler (ki Bijî Etiler olacaktı) manşetiyle çıkan Takvim’e göre, bütün sosyete ve beyaz Türkler PKK uzantısı HDP’yi desteklemişti, seçim zaferini de lüks mekanlarda viski içerek, şampanya patlatarak kutlamışlardı. Takvim’e göre Nişantaşı’nda HDP’ye ve “Sosyete Selo”ya giden oy oranı yüzde 80’leri aştı.

Hikâyenin kalanını hepimiz biliyoruz. Yıllardır anti-demokratik baraj yoluyla BDP/HDP’nin oylarını, milletvekillerini çalan ve milli iradeyi kutsayan AKP’liler ve yandaş milli iradeye küfretmeye başladı. Burhan Kuzu’ya göre halk kaosu seçti, Melih Gökçek’e göre seçimler yüzünden dolar, altın fiyatları fırladı, ekonomi çöktü. Hilal Kaplan aşka geldi, AKP tek başına iktidara gelemediği için parlamenter sistemin iflasını ilan etti. Tam da 12 Eylül darbesiyle yürürlüğe konulan seçim barajının yıkıldığı gün parlamenter sistemin iflasını ilan etmek için Kenan Evren’in yaşıyor olması gerekmediğini anladık. Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Hayrettin Karaman birkaç ırgat birleşti, alternatifi olmayan iktidarı yıktı diyerek halka sitem etti.

İktidar kalemşörlerinin yazdıklarında ana fikir HDP’nin tek başına seçim barajını aşamayacağı, bu sonucun CHP’lilerin oyları ile mümkün olduğu yönündeydi. Yaratılan bilgi kirliğinin temel amacıysa HDP’nin 6 milyon oy aldığını ve diğer partilerin dev bütçelerinin, kendi medyalarının, devlet kaynaklarının aksine her bir oyunu gönüllülerinin çalışması ve emeğiyle kazandığı gerçeğini gizlemekti. 6 milyon insanın “terörist” dedikleri bir partinin etrafında kenetlenmesine bahaneler kılıflar uydurmaktı. Olmadı, tutmadı.

Peki HDP oylarını nereden aldı? Yalanın yalan olduğunu söyledikten sonra bir de bu yalanların neden üretildiğine bakmakta fayda var, zira 7 Haziran seçimlerinin hakikati orada saklı.

Dipten Gelen Dalga: Kent Yoksulları

AKP yıllardır yoksul mahallelerdeki seçim propagandasını vatandaş/halk ikiliğine dayandırarak yapıyor. Bu propagandaya göre beyaz Türkler monşerler cumhuriyeti isterken, AKP ezilenlerin, yoksulların haklarını savunuyor. Şimdiye kadar iyi işleyen bu propagandaya göre “ırgatların,” yani Cumhuriyetin ezdiği kesimlerin hakkını AKP savunuyor, din özgürlüğünü, hatta bazı ırgatların dil özgürlüğünü de AKP getiriyor. Seçim sonuçlarına baktığımızda AKP’nin en büyük darbeyi yoksul mahallelerden, 3 seçimdir oy deposu olan bölgelerden yediğini görüyoruz. Irgatlara olan sitemin sebebi de bu.

HDP’nin oy sayılarındaki ve oranlarındaki en önemli artış Kürt illerinden ((Bir yandan Suriye’de AKP’nin IŞİD’e desteği ve savaş politikaları, Roboskî katliamı, Dolmabahçe mutabakatından sonra çözüm sürecinde Erdoğan’ın masayı tekmelemesi ve Kürt sorunu yoktur demesi, öte yandan Kobanê direnişi ve zaferi, bölgeye aylardır gelen YPG’li gerillaların cenazeleri ve IŞİD barbarlığına karşı verilen tarihi mücadele, çözüm sürecinde her türlü provokasyona rağmen Kürt Hareketinin barıştan yana tavrı Kürdistan’da yaşayan halkların seçimini (ki burada sadece Kürtlerin seçiminden bahsetmiyorum) HDP yaptı. Öte yandan, 1990’lı yılları kapatacağını ve kirli savaş politikalarına son vereceğini söyleyerek Kürtlerden 2002’den bu yana çok ciddi bir destek almış olan hükümetin seçim süreci boyunca HDP karşıtı linçlerde, infazlarda ve bombalamalarda hiçbir idari yaptırıma gitmemiş olması bölge insanının tercihini HDP yaptı. Bir daha savaş yaşamaya kimsenin niyeti yoktu.)) ve batıdaki metropollerden geldi. Kürt illerindeki artışı CHP’nin desteğiyle açıklamaya kalkışan birisi henüz çıkmadığına göre hemen Batı’daki oylara geçelim, İstanbul özelinde bazı sonuçlara bakalım.

2011 Genel Seçimlerinde bağımsız adayların İstanbul’da aldığı oy sayısı 351 bin. 2014 yılında Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 650 bin oy aldığı İstanbul’da HDP 1 milyon 70 bin oy aldı. Yani sadece İstanbul’da 2011’e göre oylarını 3 katına çıkardı, geçen seneye göre de 420 bin arttırdı. AKP’li kalemşörler bu oyların sadece Nişantaşı, Cihangir ve Etiler’den geldiğini iddia ediyor ancak seçim sonuçları bunu yalanlıyor. İstanbul’un alt sınıflarını, göçmenleri ve yoksulları barındıran mahallelerinde ve AKP’nin 2011’de yüzde 50’den fazla oy aldığı ilçelerde oylar AKP’den HDP’ye kayıyor.

Mesela Bağcılar’da AKP oyları 4 senede 45 bin azalırken, HDP oyları 40 bin artmış. Ha keza Milli Görüş’ün kalesi kabul edilen Sultanbeyli’de diğer partilerin oyu pek değişmezken AKP 10 bin oy gerilemiş, HDP ise oylarını 20 bin artmıştır. AKP’nin 20 bin oy kaybettiği Ümraniye’de HDP 27 bin yeni oy kazanmış. Kağıthane’de AKP 22 bin oy kaybederken bu oyların 7 binini MHP, 15 binini ise HDP kazanmış gibi gözüküyor. AKP’nin 30 bin oy kaybettiği Esenler’de HDP’nin oyları yaklaşık 20 bin artmış. AKP’nin 15 bin CHP’nin 6 bin oy kaybettiği Sultangazi’de HDP oylarını yaklaşık 30 bin arttırıyor. Bu oy sayılarında partiler arası geçişkenlik vardır mutlaka ve sandık bazlı inceleme yapmasak da AKP’nin yüzde 50 ile 70 arası oy aldığı bu ilçelerdeki değişim oy kayışlarını belgeliyor.

İstanbul’un geneline ya da yoksul semtlerine baktığımız zaman da AKP’den HDP’ye çok ciddi bir oy kayışı gözlemlenmektedir. Burada AKP’den vazgeçen kent yoksullarının da yoğunlukla HDP’ye ve MHP’ye kaydıklarını görüyoruz. 2 seneye yakın bir zamandır işçiler arasında etnografik araştırma yaptığım Kağıthane bölgesinde uzun yıllardır AKP’yi destekleyen kesimler arasında orta sınıfın AKP’ye sadık kaldığını ancak özellikle an alttaki işçiler arasında HDP ve MHP’ye kayışlar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Dipten gelen bu dalganın birçok sebebi var. İslamcı orta sınıfların refah ve gösteriş meraklarının yoksullar arasında yarattığı sınıfsal öfke, kent rantının adaletsiz dağıtılması, yükselen konut fiyatları ve kiralarının çok ciddi bir kesimi mağdur etmesi. Öte yandan, AKP’nin siyasal olarak istismar ettiği İslam kardeşliğinde orta sınıfların yoksullara göre, Türklerin de Kürtlere göre daha çok kardeş olmasının da. Gitgide daha fazla mülteci barındıran İstanbul’da işçilerin çalışma ve yaşam koşullarının giderek kötüleşmesi bir başka önemli sebep. İşçi sınıfından Kürtler için listeye birçok faktör daha ekleyebiliriz.

Dipten gelen bu dalganın, uzun süren AKP iktidarındaki sosyo-ekonomik ve siyasal adaletsizliklerin Kürtlerde bulduğu karşılık HDP iken, Türk işçiler ve yoksullar arasında MHP’ye kayış olduğunu gözlemlemek mümkün. Ancak bunu iki tarafın da milliyetçiliğe savrulması olarak okumak bir hayli problemli olacaktır, Kürtlerin oy tavırlarının değişmesinin sebeplerinin çok farklı olduğunu düşünüyorum.

Birçok kişiye paradoksal gelebilir ancak HDP’nin Türkiyelileşme ve radikal çoğulculuk söyleminin uzun yıllardır metropollerde yaşayan Kürtler arasında çok ciddi karşılık bulduğunu söylemek mümkün. Uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan Kürtler, uzun zamandır AKP’yi 1990’lı yılların ırkçı politikalarına ve devlet şiddetine karşı bir emniyet sübabı olarak görüyordu. Kürtlerin anlam haritasında CHP ve MHP doksanlı yıllara dönüş, daha fazla baskı, eziyet anlamına geliyor. Metropollerdeki Kürtler ise daha ılımlı olan ve Kürt sorununu tanıyıp, çözeceğini söyleyen AKP’yi destekledi. İlk iki döneminde AKP bazı manevralarla metropolde yaşayan Sünni Kürt nüfus içinde Kürt Hareketine ve öteki siyasi partilere nazaran ciddi üstünlük sağladı. İlk olarak, Kürt hareketinin yıllar süren mücadelesinin kazanımlarını ve devleti çözüm sürecine ikna etmesini kendi başarısı gibi sundu. İkinci olarak, doksanlı yıllar boyunca türlü hak ihlalleri, ırkçılık ve devlet şiddetiyle yaşamış Kürtler arasında Kürt Hareketinin çizgisindeki partileri desteklemesinin çatışmayı besleyeceği korkusu da etkiliydi (ki bu korkunun gençlere nazaran eski kuşaklarda hâlen daha etkili olduğunu görüyoruz).

Son olarak, AKP’nin İslam Kardeşliği söylemi ile geleneksel Türk milliyetçiliğinden kendini sıyırmaya çalışması ve daha kapsayıcı olması çok etkili bir hamleydi. AKP, mahallelerde din özgürlüğü söylemi ile tarikat-cemaat örgütlenmelerini serbest bıraktı, destekledi ve bu tip ağlardan çok ciddi bir destek aldı. AKP’nin bir “bir arada yaşam projesi olarak” İslam kardeşliğini ön plana sürmesi, kozmopolit bir şehirde birçokları için beraber yaşamanın dili anlamına geliyor, Kürtler ve Türkler arasındaki cemaat hukukun da zeminini oluşturuyor. Ancak İslam kardeşliğinde iki taraf eşit değildi. Kobanê ve Rojava’da AKP’nin Kürt düşmanı tavrı, AKP destekli neredeyse hiçbir dini cemaatin IŞİD’e açıktan tepki göstermemesi, Dolmabahçe mutabakatından sonra çözüm sürecinde yükselen beklentilerin Erdoğan tarafından “Kürt sorunu yoktur” şeklinde sıfırlanması muhafazakâr Kürtler arasında ciddi bir huzursuzluk yarattı. İslam kardeşlerinin arasına “Türklük” kibri girdi. AKP’nin Roboskî’de bombacıları ödüllendirmesi, doksanları anımsatan savaş politikaları, çözüm sürecinden vazgeçmesi, seçimden önce Diyarbakır mitinginin bombalanması gibi sebepler daha önce AKP’yi destekleyen Kürtlerin HDP’ye yönelmesine sebep oldu.

Kürtlerin HDP’ye yönelmesindeki tek sebep AKP’nin başarısızlığı değildi. HDP’nin Türkiyelileşme söylemi uzun yıllardır metropollerde yaşayan ve artık Türkiyeli hisseden Kürt seçmende ciddi karşılık buldu. İslam kardeşliğini yadsımadan, ancak toplumdaki her türlü farklı kesimin bir arada ve eşitler olarak yaşama hukuku önerisi Kürt illerinden farklı olarak, farklı cemaatlerle yaşama derdi olan Kürtler arasında ciddi bir heyecan uyandırdı. Bütün saldırı ve savaş çağrılarına inat HDP ve Kürt Hareketinin barıştaki ısrarı Kürtlerin hafızasında çok canlı olan doksanları kimin bitirdiğini herkese gösterdi. 2011’de İstanbul’da sadece Türk ve Kürt sol/sosyalist adaylar varken, parti olarak girince birçok farklı kesimden ve toplumdaki bütün farklılıkları içeren adaylar çıkarması ve barajın mecliste Kürtler açısından bir varlık – yokluk sınırı oluşturması HDP’nin seçim başarısındaki diğer önemli faktörlerdi.

Son olarak, mevsimlik ya da dönemsel olarak Kürt illerinden İstanbul’a çalışmaya gelen göçmen işçilerin seçimlerdeki belirleyici rollerinden gerekiyor. Kürt göçmen işçiler bir taraftan seçim çalışmalarının motor gücü oldular ve metropolde daha uzun yıllardır yaşayanlar üzerinde dönüştürücü bir etkileri oldu. Öte yandan da eski seçimlerden farklı olarak bu seçimlerde oy vermek için memleketlerine döndüler ya da çalışmak için geldikleri kentlere ikametlerini aldırarak seçim sonuçlarını etkilediler.

Saha çalışması yaptığım bölgede yoksul Türkler arasında AKP’den MHP’ye kayışlar olduğunu söylemek mümkün. Türk kimliği dışında cumhuriyetin ayrıcalıklarından pek de yararlanamamış bu kesimde AKP’den duyulan hoşnutsuzluk çok da katı ideolojik bir çerçeveden verilmeyen tepki oylarının MHP’ye kaymasına sebep oluyor. Erdoğan’ın gitgide katılaşan tavrı, ekonomik problemler, konut fiyatları, hayat pahalılığı ve AKP’nin gitgide daha güçlü ve ayrımcı bir rant merkezi haline gelişi bu hoşnutsuzluğu besleyen en önemli faktörler.

HDP’nin Batı’daki oyları sadece Kürtlerden mi geldi?

Hayır, HDP’ye toplumun her kesiminden kayışlar var. 2011 genel seçimlerinde CHP’nin yüzde 50 civarı ya da üzerinde oylarla birinci olduğu ilçelerde de HDP ciddi bir artış kaydetti. Mesela Şişli’de HDP’nin oylarında 17 bin artış var, CHP’de de 16 binlik bir düşüş. Ancak bu ilçede AKP’nin oyları da 30 bin kadar azalıyor. Kadıköy’de de benzer bir senaryo var. HDP’nin oyları 15 bin artarken CHP’nin oyları 20 bin, AKP’nin oyları da 30 bin azalıyor. Sadece Beşiktaş’ta AKP ve MHP’nin oyları sabitken CHP’nin oylarındaki 10 binlik düşüş, HDP’nin oylarındaki 10 binlik bir artışa dönüşmüş gibi gözüküyor. En çarpıcı örneklerden birisi Bakırköy. CHP’nin 13 binlik oy kaybı, diğer partiler çok değişmezken, HDP’nin 15 binlik artışıyla dengeleniyor.

HDP genel olarak sosyo-ekonomik refah seviyesinin göreceli olarak yüksek olduğu bu ilçelerde ciddi bir oransal artış kaydediyor çünkü daha önce aldığı oylar 3-5 bin seviyesinde. Sandık sandık incelemediğimiz için tam olarak oy kaymalarının hangi partiler arasında olduğunu da bilemiyoruz. Daha önce baraj sistemi ya da kutuplaştırıcı siyasetin gölgesinde HDP’den öteki partilere kayan potansiyel HDP tabanı, Kürt-Türk Aleviler, sol ve liberaller, Gezi İsyanı boyunca devlet şiddetine tanıklık etmiş ve Kürtlerle empati kurmya başlamış kesimleri bu listeye ekleyebiliriz. Basında emanet diye geçen ve CHP’den (çok daha az da olsa MHP’den) HDP’ye geçen taktik oylarınsa abartılandan çok daha düşük olduğunu düşünüyorum. (Bu fikir özellikle bu bölgelerde seçim çalışması yapan HDP’liler arasında çok yaygın.)

7 Haziran bize ne söylüyor?

  1. HDP, barışa sahip çıkan ve seçim barajına karşı olan çok geniş bir toplumsal kesimden onay almıştır. HDP’ye geçen oyların çok ciddi bir kısmı AKP’nin çözüm süreci politikalarından ve Türk milliyetçiliğine oynamasından rahatsız olan, ve daha önce AKP’ye oy veren Kürt muhafazakâr seçmenlerden gelmiştir. 90’lı yıllarla yüzleşme ve asker devleti bitirmek üzere gelen AKP’nin parti devlet hâline gelmesi özellikle Kürt seçmende ciddi bir rahatsızlık yaratmıştır. HDP’nin yeni yaşam vaadi, Türkiyelileşme söylemi ve toplumsal barışı savunan politikaları Batı metropollerindeki Kürt seçmende ciddi bir heyecan yaratmıştır. Şehrin yükünü çekenler, ezilen, yoksul Kürtler arasında HDP’ye ciddi bir kayış var. Özellikle genç Kürt emekçiler arasında HDP’ye ilgi çok güçlü ve gitgide daha yaşlı kuşakları da etkisi altına alıyor. Kürt halkı bir daha savaş istemiyor ve siyasal tercihlerini de bu yönde kullanıyor. Metropollerdeki bu dip dalga AKP ve kalemşörlerini korkutuyor. Seçimden sonra atılan Etiler, Nişantaşı manşetlerini bu minvalde okumak gerekiyor.
  1. Gezi İsyanı boyunca devlet şiddetine maruz kalan kentli, eğitimli, sol ve liberal kesimler arasında Kürt meselesine dair ciddi bir farkındalık oluştu. Devletin kolluk güçlerinin yapabileceklerini ve medyanın yalanlarının farkına varan kesimler arasında “Kürtler teröristtir” söylemi güç kaybetti. Medeni Yıldırım 28 Haziran 2013 tarihinde öldürüldüğü gün Beşiktaş ve Taksim’de buluşan binlerce insan bir barış köprüsünün de temellerini attı. Bu anlamda Gezi’deki özgürlük isyanı 7 Haziran’da kısmen de olsa ilk defa sandığa yansıdı. Kürt Hareketi ve Gezi İsyanı, İkinci Haziran’da HDP’de buluştu.

Aslında daha önce öncüllerinin çokça dile getirdiği ama ilk kez HDP’de cisimleşen bir şey var. Türkiye’nin bütün farklılıklarının, ezilenlerinin, söyleyecek sözü olup da söyleyemeyenlerin bir araya gelmesi durumu. AKP’li kalemşörlerin gizlemeye çalıştığı ilk hakikat yoksulların ve Kürtlerin oylarının HDP’ye kayması ise, gizledikleri ikinci hakikat de bu.

  1. Barajdan dolayı HDP’ye oy veremeyen potansiyel HDP tabanının oylarına ulaşıldı. Bu anlamda aslında uzun yıllardır anti demokratik seçim barajından ötürü HDP’den giden oylar geri geldi denilebilir.

AKP medyasında abartıldığı kadar olmasa da CHP’den ciddi bir kitle HDP’yi destekledi. Ancak bu kitlenin içinde sadece HDP’ye taktiksel (emanet) oy atanlar yoktu. Aleviler’den ve ilk defa oyunu kullanan gençlerden HDP’ye çok ciddi kayışlar var ve öyle gözüküyor ki HDP sol, özgürlükçü tavrından ödün vermedikçe bu kesimler HDP’ye oy vermeyi sürdürebilirler. Emanet dedikleri oylar siyasal ve zihinsel bir eşiğin aşıldığına işaret ediyor.

Not: Bu yazı, 14 Haziran 2015 tarihinde Evrensel gazetesinde yayınlanmıştır.