1990’lardan 7 Haziran’a: Hizbullah/ Hüda-Par Faktörü
Ali Sarı

7 Haziran seçimleri ziyadesiyle HDP’nin barajı aşıp aşamayacağı tartışmasına kitlenmiş durumda. Bu siyasi atmosferde, Hizbullah’ın legal partisi Hüda-Par’ın seçimlerde ortaya koyacağı performans en az ele alınan konulardan birisi. Tam da bu süreçte Hizbullah/Hüda-Par gerçekliğini incelemek, sadece seçimler bağlamında değil Kobanê eylemlerinde görüldüğü üzere hem Orta Doğu ve radikal İslam hem de çözüm süreci eksenlerinde de önem arz ediyor. Bu yazıda 1990’lı yıllardan bugüne kadar Hizbullah’ın ortaya çıkışı, sonrasında yaşadığı dönüşümler ve 7 Haziran Genel Seçimi ekseninde bu hattın konumlanması ve olası seçim performansı tartışılacaktır.

Hüda-Par’ın Evveliyatı ya da Hizbullah

12 Eylül 1980 darbesini takip eden süreçte darbenin Türk-İslam sentezine verdiği destek[1] ve İran devrimi sonrasında Türkiye ve Kürdistan’da İslami hareket yeni bir kulvara girdi. 1990’larda devletin PKK karşısında Özel Harp Konsepti çerçevesinde kullandığı, eğittiği, hatta bizzat kurduğu söylenen Hizbullah üzerinden İslamcı kontrgerilla yaratma arzusu[2]; Milli Görüş hareketinin kentlerden yoğun destek alabilen bir kitle siyasetine evirilmesi gibi çeşitli etmenlerin etkisi ile Türkiye ve Kürdistan’daki İslami hareket içindeki ayrışma da ivme kazandı. İslami hareketler arasındaki ayrışmanın Kürdistan’daki ayağını Kürt Hizbullahı[3] oluşturmaktadır. Türk devletinin Türkiye’de sol gruplara[4] karşı uyguladığı anti-komünist strateji Kürdistan’da da farklı veçheleri ile PKK’ye karşı uygulandı. Bu noktada Hizbullah 12 Eylül sonrası genel anlamda devlet merkezli yürütülen İslamizasyon politikaları ile uyumlu oldukları için geniş bir hareket ve örgütlenme alanı buldu.

Başlangıçta 3 gruptan oluşan Hizbullah, ortaya çıkış süreci itibariyle çevresinde örgütlendikleri kitapevleri ile anıldı. Bu gruplara bakacak olursak, ilk olarak diğer grupları şiddet yoluyla ortadan kaldırıp Hizbullah ismiyle anılan ve bugün de Hüda-Par olarak bilinen İlim Kitapevi çevresidir. İkinci olarak, Kürt hareketi ile çatışmayı kabul etmedikleri[5] için Hizbullah tarafından 100’den fazla mensubunun öldürüldüğü Menzil Kitapevi çevresidir. Sonuncusu ise Hizbullahçıların ilk defa bir araya geldiği 90’ların şiddet ortamında dağılan ve yeniden bir araya gelemeyen Vahdet Kitapevi çevresidir. Hizbullah, 90’lı yılların şiddet ortamında binden fazla Kürt hareketine mensup ya da sempatizan olan insanların öldürülmesinde yer aldığı gibi, aynı zamanda bu dönemde gerçekleştirilen birçok faili meçhul cinayetin de taşeronluğunu yaptı.[6]Bu noktada, Hizbullah liderlerinden İsa Altsoy’un “Türk Devleti, bu çatışma sayesinde bölgede içinde bulunduğu krizden kurtulma şansı elde etti”[7] açıklamasını hatırlamak gerekiyor.

Bununla birlikte, Hizbullah’ın 1990’lı yıllarına bakıldığında şiddet ve öldürme eylemlerinin sadece ‘’Mürted Örgüt, Bela’’ olarak görülen PKK’ye değil kendi söylem alanlarını daraltan diğer İslami çevrelere de yöneldiğini görmekteyiz. Ancak bu stratejiyi izlemeleri, PKK ile savaştıkları için kendilerine destek veren Türk-İslamcılar nezdinde buldukları desteğin kesilip eleştirilerin başlamasına sebep oldu. Hizbullah’ın 1994’ten sonra diğer İslamcı gruplara yönelmesi; özellikle kendisinden hala haber alınamayan Menzil Grubu’nun lideri olan Fidan Güngör’ü kaçırması, Konca Kuriş’i öldürmesi ve Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ın işkence edilip öldürülmesi İslamcı çevrelerde yoğun eleştirilere sebep oldu.

Hizbullah, 1990’lı yılların ilk yarısındaki şiddet ortamında güçlenerek çıktı. Şiddetin yoğun olarak yaşandığı 1992-94 yıllarında Türk devletinin uygulamaya geçirdiği topyekûn savaş konsepti, hem zamansal bir planlama çerçevesinde yapıldığı için hem de karşılaştığı direniş nedeniyle, 94’te işlevini yitirmeye başladı. 1995 yılında ise devlet bu konsepti dönüştürme çabasına girdi. Bu harp konseptinin zamansal planlamasının sonuna gelinmesi, bu konseptin bir parçası olan Hizbullah’ın da zayıflamasını beraberinde getirdi.[8] Hizbullah, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra devlet bağırsaklarını temizlerken operasyonların hedefi haline geldi. Bu süreçte liderleri Hüseyin Velioğlu öldürüldü, örgüt yöneticileri yurt dışına kaçtı, kalanlar ise tutuklandı. Ardından da Hizbullah’ın kendisi ile aynı fikirde olmayan dindarlara ve seküler insanlara işkence edip öldürme kasetleri ve cesetleri sakladıkları ölüm evlerin görüntüleri kamuoyuna sunuldu. 1990’lı yıllarda kendilerine dair hiçbir bilgi bulunmayan Hizbullah hakkında, genelde PKK’ye düşmanlık temasının işlendiği marş kasetleri ve cinayetlerde kullandıkları Takarov marka tabancalar dışında hiçbir veriye ulaşılamamaktaydı.

2000’li Yıllarda Hizbullah

2000’li yıllarda yayınladıkları kitaplar üzerinden Hizbullah’ın 90’lar sürecini 2000’li yıllardan nasıl okuduğunu görebiliyoruz.[9] Yazılanlara bakıldığında ‘’dönemin şartları bunu gerektiriyordu’’ argümanına sıklıkla başvurulduğu görülmekte. Diğer bir deyişle, Hizbullah çatışmaların azaldığı 2000’li yıllarda da kendi geçmişiyle yüzleşme yolunu izlemedi. Bununla birlikte, 24 Ocak 2001 yılında Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı öldürmelerinden sonra Hizbullah, kirli savaş politikaları çerçevesinde varlığı devletçe Türkiye kamuoyundan görece gizlenen bir yapı olmaktan çıktı. İşkence ve ölüm evlerinin devlet tarafından teşhir edilmesi, yapısı gereği kendi mensuplarının bile haberdar olmadığı örgütün içyüzünün ortaya çıkmasını sağladı. Örgütün Müslümanlara yönelik radikal eylemlere başvurmuş olduğunun ayyuka çıkması, Kürdistan’daki destekçilerinde de bir kopuşa sebep oldu. İkinci bir kopuş ise yazının ilerleyen kısımlarında değineceğimiz, 2012 yılındaki partileşme aşamasında Selefi çizgideki üyeleri tarafından laik sisteme eklemlenme eleştiri üzerinden gerçekleşmiştir.

Liderleri Hüseyin Velioğlu’nun öldürülmesinden sonra derin bir sessizliğe bürünen Hizbullah, örgütün üst düzey üyelerinin yurtdışına kaçması ve kalanların da cezaevine girmesinden sonra 1990’lı yıllardaki şiddet eylemlerinin yerine “kültürel” faaliyetlere yöneldi. Bu faaliyetleri 2004 yılında kurdukları bir dernek olan Mustazaf-Der çatısında yürüttü. 2004’ten sonraki süreçte Rehber TV, Doğru Haber Gazetesi, İnzar ve Kelha Amed Dergileri gibi yayın organlarından,  Kur’an kursu, öğrenci yurdu, öğrenci evleri, Dershanecilik gibi faaliyetlere pek çok alanda görünür olmaya başladı. Yasal yollarla faaliyetler yürütmeye başlayan Hizbullah, Eylül 2005’te Danimarka’da meydana gelen karikatür krizini fırsata çevirmeyi başardı ve bu doğrultuda bir “meşruiyet” zemini yaratma girişimi başlattı. Peygamber sevgisi üzerinden muhafazakâr Kürtler arasında kabul görmek adına bir imaj oluşturmayı yaratmaya çalışan Mustazaf-Der, bu doğrultuda 2006 yılında Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda ‘Peygambere Saygı’ mitingleriyle oldukça kalabalık sayılabilecek bir kitleyi bu eylemlerde bir araya getirmeyi başardı. 90’lı yıllarda ölüm tarlaları, domuz bağı, işkenceler, faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmeler ile hafızalarda derin bir yer edinen Hizbullah için bu etkinlik muhafazakâr Kürtler nezdinde yeniden meşru bir aktör olarak görülme girişimiydi. Muztazaf-Der’in 2010 yılında kapatılmasından sonra, cezaevlerinde bulunan üyeleri ile dışarıdakiler arasında fikir ayrılığı[10] olmasına rağmen Hizbullah, legal zeminde partileşme sürecine başladı.

Hizbullah’ın hareket alanının derneklerinin kapatılması ile daraltılması, örgütün fikren desteklemediği iktidar partisine yanaşmasını ve yasal çerçevede yeni bir hareket alanı yaratılmasını doğurdu. Hizbullah 12 Eylül 2010 tarihinde AKP’nin yaptığı referandumda ‘evet’ oyu çağrısı yaparken 2011 yılında CMK 102. Madde üzerinde yapılan değişiklik sonucu 90’lı yıllarda yüzlerce faili meçhul cinayette ve zorla kaybetmelerde adı geçen Hizbullah mensuplarının ve lider kadrolarının çoğu serbest bırakıldı. Lider kadrolarının serbest kalmasından sonra fiilen legal örgütlenme aşamasına geçen grup 2012 yılında Mehmet Hüseyin Yılmaz liderliğinde Hür Dava Partisi’ni kurdu. Ancak kuruluş aşamasında Selefi görüşte oldukları için legal siyasete karşı gelen cezaevi grubu, bu fikri olumlu karşılamadı. Allah’ın hükümlerinin uygulanmadığı yani Şeriatın olmadığı ‘’küffar’’ bir laik sistemde siyaset yapma kararı yeni bir kopuşu beraberinde getirdi. Suriye’de patlak veren iç savaş ve yeni Cihatçı radikalizmin yükselişi, Hizbullah tabanında kopuşlara neden oldu. Bu kopuşların önemli bir kısmı Özgür Suriye Ordusu, IŞİD ve El- Nusra gibi yapılara eklemlenmeleri ile sonuçlandı.[11]

Hüda-Par ve 7 Haziran Seçimleri

2012’de kurulan Hüda-Par’ın parti programında, ‘’yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi, koruculuk siteminin kaldırılması, faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturmaların ciddiyetle yürütülüp sorumlularının bulunup cezalandırılması’’ gibi Kürt hareketinin yaygın olarak dile getirdiği hedeflere de yer verilmiştir. Her ne kadar Kürt meselesine dair bu gibi söylemlere yer verilse de siyasi organizasyonlarda ve söylemlerde bu açıklamaların yer almadığını söylemek zor. Siyasal söylemlerin referansı İslami meseleler dışına çıkmamaktadır.[12]

İL % ALDIĞI OY İL % ALDIĞI OY
Batman 7.80 12.733 Van 0.66 2.879
Diyarbakır 4.78 34.543 Şırnak 2.32 0630
Bitlis 5.58 1.294 Urfa 0.78 6.077
Mardin 2.01 6.456 Bingöl 3.07 1.510

Gerek 1990’lı yıllarda hafızalara kazınma biçimiyle gerekse Kobanê Serhildanı’nda devlet provokasyonlarında yer alması, son dönemde gerçekleşen Cizre olaylarında Kürt hareketinin tabanıyla yeniden Hizbullah çizgisinde karşı karşıya gelmesi ve HDP’nin Kürdistan’da çıkardığı kapsayıcı aday profilleri gibi dinamikler yüzünden, Hüda-Par’ın HDP tabanından kayda değer oranda oy alması düşük bir olasılık olarak görünüyor.[13] Bu durum, Hüda-Par’ın seçime girdiği bölgede ikinci parti olan AKP seçmeninden oy alıp alamayacağı konusunu tartışmayı elzem kılıyor. Hüda-Par’ın AKP tabanından oy alma olasılığın farkında olan ve aslında sadece çözüm süreci söz konusu olduğunda Hüda-Par’ı kullanan AKP’nin olası kopuşları seçim döneminde öteleyen bir siyaset izlediği söylenebilir. Kobanê Serhildanı’nda yaşamını yitiren Yasin Börü’yü AKP’nin gündemde tutma çabaları, Bülent Arınç’ın Hüda-Par’la görüşmesi ve ‘mazlumiyet’inden dem vurması hükümetin Hüda-Par/Hizbullah’ı ‘’PKK’ye karşı bir emniyet sübabı olarak’’ gördüğü yönünde yorumlanabilir. Diğer yandan AKP’nin, Hüda-Par’ın düzenlediği Kutlu Doğum, İslam ve kadın gibi etkinlikler üzerinden değil, Kürt hareketi ile karşı karşıya geldiği anlar üzerinden bu partiye alan açması söz konusu. Kürdistan siyaseti üzerine yapılacak toplam bir okuma, AKP’nin kendi tabanından ziyade, Hüda-Par’ın HDP tabanından oy almasını sağlamaya çalıştığına işaret etmektedir. Ayrıca eş zamanlı olarak AKP’nin son dönemlerde Kürdistan’da seçim çalışmalarını askeri operasyonlar ve provokasyonlar üzerinden gerçekleştirmesini de Türkiye’de alınabilecek HDP oylarını düşürme çabası olarak okuyabiliriz.

Geçen hafta Diyarbakır’da yapılan Kutlu Doğum etkinliğinin medyada, özellikle muhafazakâr ana akım medyada ciddi yer bulamaması Hizbullah’a ait haber sitelerinde ‘’birinci sayfalarında magazinlerin yer alması ve dünyaya önemli mesajların verildiği etkinliğin görülmemesi’’ üzerinden eleştirildi.[14] Haftalarca süren Cizre olaylarının hafızası tazeyken şunu söylemek mümkün: Ancak be ancak HDP’nin barajın altında kalması durumunda Diyarbakır veya Batman’dan vekil çıkarması mümkün olan Hüda-Par’ın, güncel olarak TSK üzerinden gelişen provokasyonların AKP’nin istediği sonucu vermemesi durumunda yeni provokasyon girişimlerinde araçsallaştırılması olasılıklar dahilinde.

Yazının Editörü: Harun Ercan

[1] E. Copeaux (2000) TürkTarih Tezinden Türk İslam Sentezine.

[2] Hizbullah ile ilgili yazılan metinlerde,  örgüt genel anlamda bu çerçeve de ele alınmıştır. Bkz: Çakır, 2011., Çiçek, 2000., Göral, 2013.,  Akın., Danışman, 2011.

[3]Kürthizbullahı, kurucuları MTTB veAkıncılargibiTürk-islamcıgelenektenolmalarınarağmenmekansalolaraksadeceKürdistanda yer almalarından dolay bu isimlendirme tercih edilmiştir

[4] Tanıl Bora (1999). Türk Sağının Üç Hali; Milliyetçilik, muhafazakarlık, İslamcılık.

[5] 20011 yılında Öze Dönüş Platformu adıyla tekrar bir araya gelen ve DTK üyesi olan Menzil Grubunun, Kürdistan meselesine ve PKK’ye  dair tavrını, 1994 yılında çıkardıkları Firavunları Devirmek kitabı üzerinden anlayabiliyoruz.

[6] Bu dönemde Halit Güngen, 2000’e Doğru Dergisi’nde ‘’Hizbullah, çevik kuvvet binasın eğitim alıyor’’ haberini yaptıktan bir gün sonra gazetenin bürosunda Hizbullah tarafından öldürülmüştür. PKK’li Mihail Bayro, DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, Özgür Gündem muhabir Hafız Akdemir ve gözaltındayken polisin kendisini Hizbullah tarafından öldürteceğini söylediği Sadık Bilgin bu dönemde öldürülenlerden birkaç tanesidir.  Tüm bu yaşananlara rağmen ne PKK tabanına karşı gerçekleştirdikleri suikastlar ne de Kürdistan’daki İslami çevrelere uyguladıkları şiddet medyada fazla yer bul(a)mamıştır. Detaylar için bkz. Mehmet Kurt (2015), Türkiye’de Hizbullah,  s.61

[7] İsa Bagasi (2004). Kendi Dilinden Hizbullah, s.15

[8] Toplum ve Kuram Dergisi, Prangalarla Koşmak: Gülten Kışanak ile 1990’larda Özgür Basın Deneyimi Türkiye’de Derin Devlet ve Demokratik Özerklik  4. Sayı, s.164-166

[9] Bkz. İsa Bagasi. Kendi Dilinden Hizbullah ve Mücadele Tarihinden Kesitler (2004; Yayınevi Yok)

[10] Bu fikir ayrılığı Selefi akımda Şeriatın olmadığı ‘’tağuti’ bir sistemde legal siyaset yapmanın dine aykırı olması itikatından ileri gelmekteydi.

[11] Selefi görüşte olanların örgüt içinde IŞİD’e açtığı kanallar yüzünden Hizbullah’ın içinde bulunduğu krizi aşıp aşamayacağı meçhul. Cihatçı yapılardan tabiri caizse “ürken” Hizbullah için bu kopuşlara müdahale etme imkânları verili Orta Doğu şartlarında oldukça az.

[12] 2015 genel seçimlerine girecek bağımsız adayların söylemlerine bakıldığında ‘’ Kürt sorunu, PKK gibi bir sorunu doğurmuştur ve bu coğrafya da en çok Müslüman Kürtler zulme maruz kalmıştır’’ çizgisinden herhangi bir sapma olmadığı söylenebilir.

[13] Kobanê eylemleri öncesinde, çatışmasızlık süresi boyunca Hüda-Par’ın özellikle yoksul HDP’li Kürtler arasında din üzerinden yoğun şekilde örgütlenme faaliyetlerinde bulunduğu bilinen bir olguydu. Bunun seçim sonuçlarına Hüda-Par lehine yansıyabileceği yönünde yapılan yorumların IŞİD üzerinden Kürdistan’da gelişen radikal İslam karşıtlığı ve kutuplaşmanın Hüda-Par’ın bu yönlü bir ivme yakalamasını engellediği söylenebilir.

[14] ‘’Yazılı basın muhteşem etkinliği nasıl gördü?’’ http://www.dogruhaber.com.tr/haber/169279-yazili-basin-muhtesem-etkinligi-nasil-gordu/

KAYNAKÇA

Akın, R.C, Danışman, F. (2011). Bildiğin Gibi Değil. İstanbul: Metis Yayınları.

Bagasi, İ. (2004). Kendi Dilinde Hizbullah. Doğruhaber.com

Bora, T. (1999). Türk Sağının Üç Hali: Milliyetçilik, Muhafazakarlık,İslamcılık. İstanbul: Birikim.

Copeaux, E. (2000). Türk Tarih Tezinden Türk İslam Sentezine. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Çakır, R. (2011). Derin Hizbullah. İslamcı Şiddetin Geleceği İstabul: Metis Yayınları.

Çiçek, H. (2000). Hangi Hizbullah. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Kara, İ. (1986). Türkiye de İslamcılık Düşüncesi. İstanbul: Risale Yayınları.

Kurt, M. (2015). Din, Şiddet, Aidiyet Türkiye’de Hizbullah. İstanbul: İletişim Yayınları

Semen, M. (1992). Firavunları Devirmek. Diyarbakır: Menzil Kitabevi